12 Mayıs 2007 Cumartesi

TEMEL HUKUK TERİMLERİ

TEMEL HUKUK TERİMLERİ ACENTE: Bağımlı bir sıfat olmaksızın bir sözleşmeye dayalı olarak belli bir yer veya bölge içinde sürekli şekilde ticari işletmeyle ilgili sözleşmelerin yapılmasına aracılık etmeyi veya bu sözleşmeleri o işletme adına bizzat yapmayı meslek edinen kişi. Unsurları:Bağımsızlık, Süreklilik, aracılık veya sözleşme yapma, acentelik işinin meslek edinilmiş olması . ADİ KEFALET: Borçlu tarafından ödeme yapılmaması halinde ikinci derecede olmak kaydıyla bu borcu ödemeyi taahhüt eden kişi. Alacaklının adi kefile başvurabilmesi için önce borçluyu (dava ve icra yoluyla) tak,ip etmesi ve borçludan alacağını tahsil edememiş olması gerekir. ALACAKLININ TEMERRÜDÜ: Alacaklının usulüne uygun olarak yapılmış olan ifa teklifini haklı bir neden olmaksızın reddetmesi. Borçluya mahkemeye başvurarak malı tevdi etme veya (bozulabilecek, saklaması zor olan mallarda) sattırıp bedelini tevdi yada (yapma borçlarında) sözleşmeyi feshetme yetkisi verir. ARİYET: Bir malın bedelsiz (ivazsız) olarak başka birine kullanmak amacıyla ödünç verilmesi AVAL: Kambiyo senetlerinde borcu ödeme garantisi verme işlemi. Avalist, borcun ödenmesini borçludan bağımsız olarak taahhüt eder, borçluya ait defilerden yararlanamaz. AYNİ HAK: Maddi mallar üzerinde tasarruf etme yetkisi veren mutlak hak türü. Ör: Mülkiyet Hakkı BORCU SONA ERDİREN NEDENLER: a-)iradi nedenler: ifa, ibra, takas, tecdit, birleşme b-)iradi olmayan nedenler: (şahsi borçlarda taraflardan birinin ölümü, kusursuz imkansızlık ve zamanaşımı) BORÇLANDIRICI İŞLEM: Taraflar arasında borç doğurucu bir etkiye sahip olan ve borç konusu mal veya hak üzerinde herhangi bir etkisi olmayan işlemler. Ör: Satım sözleşmesi, satıcıya malın mülkiyetini devir borcunu doğurur, ancak bu sözleşmeye rağmen satıcı malı başkasına satar ve teslim ederse yeni alıcı mülkiyet hakkını elde eder. BORÇLUNU TEMERRÜDÜ: Muaccel bir borcun vade gününde yerine getirilmemesi üzerine alacaklıya gecikme tazminatı talep etme yetkisi veren hukuki olay. Şartları: borcun muaccel ve ifa edilebilir olması vade gününün geçmesi (vade belli değilse alacaklının ihtarı) BUTLAN: Bir hukuki işlemin geçerli olması için uyulması gereken esas veya şekil şartlarından birinin bulunmaması. Butlan halinde yapılan işlem baştan itibaren geçersiz olur. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmek zorundadırlar. Butlan sebepleri: ehliyetsizlik, hukuka aykırılık, imkansızlık, ahlaka aykırılık ve muvazaa CİRANTA: Emre yazılı bir senedi ciro yoluyla devreden kişi. Ciranta, senet hamiline karşı müteselsil sorumluluk taşır. DEFİ: Borçlunun kendisinden istenen şey, alacak hakkının varlığını kabul ettiği halde özel bir haklı sebebe dayanarak ödemeden kaçınma hakkı. Ör: Zamanaşımı Defilerin davada dikkate alınabilmesi için hak sahibi tarafından ileri sürülmesi gerekir. DOĞRUDAN TEMSİL: Bir kişinin başka bir kişi adına ve hesabına hukuki işlem yapması DOLAYLI TEMSİL: Bir kişinin kendi adına ve başka bir kişi hesabına hukuki işlem yapması EKSİK BORÇ: Kanunda öngörülen bir nedenle talep ve dava edilmesi mümkün olmayan borç. Ör: Zamanaşımına uğramış borç, kumar/bahis borcu, evlenme tellallığından doğan borç, ahlaki bir görevin yerine getirilememesinden doğan borç. Eksik borçlar, borçluya defide bulunarak ödemeden kaçınma yetkisini verir, ancak borçlu rızasıyla ödeme yaparsa verdiğini geri isteyemez. GABİN: Bir kişinin zor durumu, tecrübesizliği veya bilgisizliğinden yaralanarak edimler arasında açık nisbetsizlik meydana getirilmesi. Gabin halinde sözleşme geçerli olmakla birlikte, gabine uğrayan taraf bir yıl içinde sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. GAİPLİK: Bir kişinin uzun süredir haber alınamaması (5 Yıl) veya ölüm tehlikesi altında kaybolması (1 yıl) halinde yakınlarının başvurusu üzerine mahkeme kararıyla kaybolduğuna karar verilmesi. HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE: Kanunda öngörülen sürenin geçmesiyle hakkın kullanılma ve talep edilebilme özelliğini kaybetmesine neden olan süre. Ör: irade fesadı hallerinde 1 yıl içinde sözleşmeyi fesih hakkı. Hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu iddiası bir itiraz niteliği taşır. HAKSIZ FİİL: Hukuka aykırı bir fille kusurlu olarak bir başka kişinin şahsına veya malvarlığına zarar verilmesidir. Unsurları: Hukuka aykırı fiil, zarar, kusur, illiyet bağı HUKUKİ İŞLEM: Bir veya daha fazla kişinin hukuki sonuç doğurmak amacıyla açıkladıkları irade beyanıdır. Tek taraflı (vasiyetname) çok taraflı (sözleşme ve karar) olabilir. İBRA: Alacaklının edim yerine getirilmediği halde akacağından vazgeçmesi suretiyle borçluyu borcundan kurtarmasıdır. İbranın geçerli olabilmesi için borçlu tarafından kabul edilmesi gerekir. İflas eden kişinin ibrası hükümsüzdür. İFA UĞRUNA EDİM: Borçlunun ifa etmesi gereken şeye karşılık olarak alacaklıya başka bir şey vermesi ve alacaklının bu şeyi paraya çevirmesi suretiyle alacağını elde etmesi kararlaştırılmış olması durumunda ifa uğruna edim söz konusu olur. İFA YERİNE EDİM: Borçlunun ifa etmesi gereken şeye karşılık olarak alacaklıya başka bir şey vermesi alacağın sona ermiş sayılacağının kararlaştırılması halidir. İFLAS: Borçlunun haczedilebilen bütün malvarlığının paraya çevrilmesi ve bütün alacaklılarına ödeme yapılmasına mahkeme kararıyla karar verilmesi. İflasa tabi kişiler, Tacirler, eski tacirler (1 yıl süreyle) Koll.ve Kom.ŞTİ. ortakları, banka yönetim kurulu üyeleri, ve bankaların en az %5 hissesine sahip ortaklar. İHTİYATİ HACİZ: Kaçma ve mallarını gizleme teşebbüsünde bulunan borçlunun mallarına alacaklının talebiyle mahkeme kararıyla geçici olarak el konulması. İKRAH (TEHDİT): Hukuka aykırı bir tehditle kendisine veya yakınlarına zarar verileceği ileri sürülerek bir kişinin sözleşme yapmaya (irade beyanında bulunmaya zorlanması). İLAMLI İCRA: Alacağın bir mahkeme kararıyla veya borçlu tarafından imzası kabul olunmuş olan bir belgeye dayanması halinde yapılan takip usulü. İLAMSIZ İCRA : Herhangi bir belgeye dayanması gerekmeyen alacaklar için kullanılan takip usulü İMZALARIN BAĞIMSIZLIĞI İLKESİ: Kambiyo senetlerinde imzası bulunan her bir kişinin kendi imzasında sorumlu olacağı , başkalarının imzasının geçersizliği nedeniyle ödemeden kaçınamayacağı ilkesi.Ör: borçlunun imzası sahte olsa bile ciranta hamile karşı sorumlu olmaya devam eder. İNTİFA HAKKI: Bir kişiye başka bir kişiye ait mal üzerinde tam bir yaralanma yetkisi veren irtifak hakkı İRADE FESADI: Bir kişinin hata, hile veya tehdit nedeniyle irade beyanında bulunması İRTİFAK HAKKI: Başkalarına ait mallar üzerinde kullanma veya tam bir yararlanma yetkisi veren sınırlı ayni hakların ortak adı. Ör: Sükna Hakkı İntifa hakkı geçit hakkı İSTİSNA SÖZLEŞMESİ: Bir kişinin bedel karşılığında sözleşmede öngörülen somut bir ürünü imal etme taahhüdü altına girmesini öngören sözleşme İŞTİRA HAKKI: Tek taraflı irade beyanında bulunarak başka birine ait bir malı bedelini ödemek suretiyle satın alma hakkı İTİRAZ: Karşı tarafın iddiasına karşı talep edilen hakkın doğmadığının veya sonradan ortadan kalktığının iler,i sürülmesi. İtiraz davada hakim tarafından resen dikkate alınır. IZTIRAR HALİ: Bir kişinin kendisine yönelmiş bir tehlikeden kurtulabilmek için zorunlu olarak üçüncü bir kişinin malına zarar vermesi. Iztırar fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmakla birlikte, tazminat yükümlülüğünü sona erdirmez. KARZ: Para veya misli eşyanın (tüketim mallarının) belirli bir süre kullanıldıktan sonra geri verilmesini öngören ödünç sözleşmesi ivazlı veya ivazsız olabilir. KAZAİ RÜŞT: 15 yaşını tamamlamış bir mümeyyiz. Küçüğün istek ve menfaatinin olması halinde ana babasının onayı ve mahkeme kararıyla reşit sayılması. KOMİSYONCU: Ücret karşılığında kendi adına müvekkili hesabına hukuki işlem yapmayı üstlenen kişidir. KONİŞMENTO: Deniz Ticaretinde yurt dışına gönderilmek üzere gemiye yüklenen ticari malların cins ve niteliğini gösteren ve senedi devralan kişiye bu mallar üzerinde mülkiyet hakkı tanıyan kıymetli evrak niteliğindeki ticari senet. KONKARDATO: Borçlarını ödemeyecek duruma gelen borçlunun alacaklarının da kabul edilmesi halinde borcunun bir kısmını ödeyerek sorumluluktan kurtulmasına imkan veren icra yolu MAKBUZ SENEDİ: Umumi mağazalara tevdi edilen ticari malların cins ve niteliğini gösteren ve senedi devralan kişiye bu mallar üzerinde mülkiyet hakkı tanıyan kıymetli evrak niteliğindeki ticari senet MENFİ ZARAR: Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde, alacaklının sözleşmeyi feshetmesi sonucunda talep edilen zarar şekli. Alacaklının bu haktan yararlanabilmesi için borçluya ek süre verip bu durumu bildirmesi gerekir. MUACCEL BORÇ: Vadesi gelmiş istenebilir borç. MÜECCEL BORÇ: Vadesi gelmemiş ve dolayısıyla borçludan yerine getirmesi talep edilemeyen borç MUNZAM ZARAR: Para borçlarında borçlu temerrüdü halinde, alacaklının talep etmeye haklı olduğu temerrüt faiziyle karşılanmayan ek zarar.

MUVAZAA (DANIŞIKLIK): Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerinin dışında yaptıkları işlemler. Muvazaalı işlemler geçersizdir. Mutlak muvazaa, taraflar arasında gizli bir işlemin olmadığı hallerde (Ör: Alacaklıdan mal kaçırmak için ev eşyasının komşulara devredilmesi), Nisbi Muvazaa; tarafların gerçek iradelerine uyan gizli işlemi gizlemek amacıyla görünürde ikinci bir işlem yapmaları halinde. (Ör:mirasçıların geri almasını önlemek için bağış işleminin satış olarak gösterilmesi) söz konusu olur. Görünürdeki işlem, tarafların gerçek iradesinin uygun olmadığı için geçersiz olmakla birlikte, gizli işlem kanunun aradığı şekil şartını da taşımak kaydıyla geçerli sayılır. MÜMEYYİZ: Yaptığı davranış ve işlemlerin sebep ve sonuçlarını kavrayabilecek akli olgunluğa sahip kişi MÜNHASIRAN ŞAHSA BAĞLI HAK: Mutlak hak sahibi kişi tarafından kullanılması gereken, başkalarına devri ve temsilci aracılığıyla kullanılması mümkün olmayan, mirasçılara geçmeyen haklar. Evlenme, boşanma, mirasın reddi, nişanı bozma, manevi tazminat talep etme gibi haklar. MÜSBET VUKUF: Bir kişinin belirli bir olayı bildiğinin sabit olması MÜSBET ZARAR: Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde, alacaklının aynen ifadan vazgeçerek talep ettiği zarar şekli. Alacaklının bu haktan yararlanabilmesi için borçluya ek süre verip bu durumu bildirmesi gerekir. MÜTESELSİL BORÇ: Bir boca birden fazla kişinin diğerinden bağımsız olarak ödeme taahhüdünde bulunması . Alacaklı müteselsil borçluklardan herhangi birine başvurarak alacağının tamamını ödemesini talep edebilir. MÜTESELSİL KEFALET: Başka birine ait bir borcun borçlusundan bağımsız olarak ödeme taahhüdünde bulunması . Alacaklı, borçluya veya doğrudan müteselsil kefile başvurarak alacağının tamamını ödemesini talep edebilir. MÜTESELSİL SORUMLULUK İLKESİ: Kambiyo senetlerinde imzası bulunan her bir kişinin (keşideci, avalist, ciranta vs.) senet hamiline karşı müteselsil sorumluluk taşıdığını öngören kural. NİSBİ HAK: Sadece taraflar arasında ileri sürülebilen ve üçüncü kişilere karşı talep hakkı vermeyen haklar Ör:Alacak hakkı ÖDEMEZLİK DEFİ: Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan birinin edimini önce ifa etme yükümlülüğünün olmadığı hallerde karşı tarafın ifa talebini reddedebilme yetkisi. ÖLÜM KARİNESİ: Ölümüne kesin gözle bakılan olayda kaybolan ve cesedi bulunamayan kişiler için geçerli olan ve olayın gerçekleştiği yerdeki en büyük mülki amirin (vali, garnizon, komutan vs.) kararıyla nufüs kaydına ölü yazılmasına imkan veren karine. Ölüm karinesinin geçerli olabilmesi için, okyanusta gemi batması, uçağın havada infilak etmesi gibi kurtulma olasılığının bulunmadığı bir olayda kişinin kaybolmuş ve cesedinin bulunamamış olması gerekir. Bu durumda söz konusu kişi evli ise, evlilik sona erer., mirası, mirasçıların arasında paylaştırılır. PEY AKÇESİ: Bir sözleşmenin yapıldığına delil olmak üzere verilen para veya para yerine geçen taşını mal. Pey akçesinin veren taraf, kusuru ile taahhüdünü yerine getirmezse verdiğini geri alamaz. Karşı taraf taahhüdünü yerine getirmeyecek olursa pey akçesinin iki katını ödemek zorundadır. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME: Haklı bir sebep olmaksızın başka birinin zararına olarak bir kişinin malvarlığında artış meydana gelmesi veya azalmanın önlenmesidir. Şartları: Zenginleşme, fakirleşme illiyet bağı, haklı bir sebebin olmaması. Ör: yanlış kişiye havale gönderilmesi, borçlu olduğu zannıyla birine ödeme yapılması, Çalışacağı düşüncesiyle işçiye avans verildiği halde işi bırakması. Sebepsiz zenginleşme halinde kişi, verdiğini fark ettiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde geri isteyebilir. Azami süre 10 yıldır. SEÇİMLİK BORÇ: Borçlunun hangi edimi yerine getireceği hususunda alacakların tercihte bulunma yetkisinin olduğu borçlar. Ör: Yarışmayı kazanan kişiye bir otomobil veya değerinin para olarak verileceğinin öngörülmesi. SEYYAR TÜCCAR MEMURU: Ticari işletmenin merkezi dışındaki yerlerde tacir adına işlem yapma yetkisi verilen bağlı tacir yardımcısı Ör: Pazarlama elemanları SÖZLEŞME: Her iki tarafına karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla meydana gelen hukuki işlem. SÜKNA HAKKI: Bir taşınmazın sahibi tarafından başka birine tanınan ve o taşınmazı bizzat kullanma yetkisi veren kişisel irtifak hakkıdır. Tapuya tescil edilerek tesis edilir. Hak sahibi taşınmazı bizzat kullanabilir, başkasına kiraya veremez, devredemez. ŞUFA HAKKI: Bir taşınmazın üçüncü bir kişiye satılması durumunda hak sahibi kişinin tek taraflı bir irade beyanında bulunmak suretiyle bu taşınmazı satın almasına olanak veren nisbi hak (önalım hakkı). Müşterek mülkiyet konusu taşınmazlarda kanun gereği paydaşlardan her birine tanınmış olup, ayrıca tescil gerekmeksizin satışın öğrenildiği tarihten itibaren 1 ay içinde, en geç on yıl içinde kullanılması gerekir (yeni medeni kanuna göre bu süreler 3 ay ve 3 yıldır). Şufa hakkı sahibi, tapuda yazılı devir bedeli üzerinden taşınmazı satın alır. Taşınmaz bağış yapılır veya paydaşlardan birine satılacak olursa hak kullanılamaz. Sözleşmeyle tanınacak olursa, etkisinin kuvvetlendirilmesi için tapuya tescil edilmesi gerekir. TAKAS:Borcu sona erdiren nedenlerden biri olup, birbirinden karşılıklı alacaklı olan kişilerde alacağa muaccel olan tarafın tek taraflı irade beyanıyla gerçekleşir. Takas beyanında bulunabilmek için alacakların aynı türden olması gerekir. TASARRUF İŞLEMİ: Bir hakkı ortadan kaldırmak, değiştirmek veya meydana getirmek gibi ayni etkisi bulunan hukuki işlem. Ör: Mülkiyetin devri, borcun ödenmesi. TECDİT (YENİLEME): borcu sona erdiren nedenlerden biri olup, tarafların anlaşmasıyla eski borcun ortadan kaldırılması ve bunun yerine yeni bir borç ihdas edilmesi suretiyle gerçekleşir. TELLAL: Taraflardan hiç birine bağlı olmaksızın ücret karşılığında ticari işlere aracılık yapmayı meslek edinen kişi. Emlakçi TEMSİL: Bir başka kişi adına veya hesabına hukuki işlem yapma yetkisi verilmesi. Temsil yetkisi, tek taraflı bir hukuki işlemle verilebileceği gibi vekalet, hizmet sözleşmesi kapsamında da verilebilir. TESELSÜL KARİNESİ: Ticari işlerde borç altına giren veya kefil olan kişiler arasında müteselsil sorumluluk kuralının uygulanmasını öngören karine. TEYİT MEKRTUBU:Tacirler arasında sözlü olarak yapılan anlaşmaların teyidi amacıyla taraflardan birince hazırlanan ve sözleşmelerin unsurlarını içeren hukuki işlem. Teyit mektubunu alan taraf, 8 gün içerisinde itirazda bulunmazsa içeriğini kabul etmiş sayılır. TİCARET KARİNESİ: tacirin işlerinin ticari iş sayılmasını öngören karine. TİCARİ İŞLETME: Sürekli ve bağımsız şekilde iktisadi faaliyette bulunan ve esnaf sınırlarını aşan iş hacmine sahip iktisadi teşebbüs. TTK’na göre unsurları: Ticarethane,fabrika ticari şekilde işletilen müesseseler TİCARİ MÜMESSİL: İşletmenin bütün işlerini idare etmek ve ticaret ünvanı altına imza atma yetkisi verilen genel yetkili tacir yardımcısı, Ticaret siciline tescil edilerek atanır. Tacire ait olan ortak alma, işletmeyi devretme, taşınmazların satımı gibi olağanüstü işlemleri yapma yetkisi yoktur. Kredi alma ve kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi vardır. Temsil yetkisi ticaret siciline kaydedilmek şartıyla şube işleriyle veya birlikte temsil şekilde sınırlandırılabilir. TİCARİ VEKİL: Ticari mümessil sıfatına olmaksızın işletmenin bütün işleri veya bazı işleri için temsil yetkisi verilen bağluı tacir yardımcısı. Ör: Kasa görevlisi, reyon şefi, fabrika müdürü. TÜZÜK: Kanunların uygulanmasını veya emrettiği hususları düzenlemek amacıyla bakanlar kurulu tarafından danıştay incelemesinden geçirilerek Cumhurbaşkanının onayıyla resmi gazetede yayınlamak suretiyle yürürlüğe konulan hukuki düzenlemeler. Ör: Ticaret Sicili Tüzüğü . Tüzüklerin anayasa veya kanunlara aykırılığı danıştay tararından denetlenir. VARANT:Umumi mağazalara tevdi edilen ticari mallar üzerinde rehin hakkı tanıyan kıymetli evrak niteliğindeki ticari senetler. VEDİA: Taşınır bir malı belirli bir süre için muhafaza edilmesini öngören emanetçilik sözleşmesi. Yapılan iş karşılığında ücret alınmaması mümkündür. VEFA HAKKI: Bir malın eski malikine alıcı tarafından sözleşmeyle tanınan ve tek taraflı irade beyanında bulunarak bu malı geri alabilmesini olanak veren nisbi hak. Tapuda tescil edilmek suretiyle taşınmazı devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi mümkündür. VEKALET: başka birine ait bir işin idaresi veya hizmetin görülmesi taahhüdünü içeren sözleşme. Yapılan iş karşılığında ücret alınması zorunlu değildir. Hizmet sözleşmesinde bağımsızlık unsuru açısından, eser sözleşmesinden sonucun garanti edilmesi unsuru açısından ayrılır. YASAL TEMSİL: Kanundan doğan temsil ilişkisi Ör: Anne ve babanın 18 yaşından küçük çocukların temsil etme yetkisi mevcuttur. YENİLİK DOĞURAN HAK: hak sahibinin tek taraflı bir irade beyanıyla taraflar arasında yeni bir hukuki ilişki kuran veya mevcut ilişkiyi değiştiren sona erdiren haklar. Ör:sözleşmeyi fesih hakkı (Bozucu yenilik doğuran hak) Şufa hakkı (Kurucu yenilik doğuran hak), seçimlik borçlarda alacaklının seçim hakkı (değiştirici yenilik doğuran hak). YETKİSİZ TEMSİL: Temsil yetkisi olmaksızın başka biri adına işlem yapılması veya temsil yetkisinin sınırlarının aşılması. Ör: malı kiralama yetkisi verilen temsilcinin satış yapması. YÖNETMELİK:başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişiler tarafından yetki alanlarına giren hususları düzenlemek veya kanunların uygulanmasını göstermek üzere çıkarılan hukuki düzenlemedir.

11 Mayıs 2007 Cuma

MALİYE POLİTİKASI DERS NOTLARI-2

MALİYE POLİTİKASI
Maliye politikasında klasik görüşten sapmalar
özellikle 1930 yılından sonra önem kazanmaya
başlamıştır.
 Para arzı, IS-LM eğrileri analizinde LM eğrisini
hareket ettiren bir değişkendir.
 Gelir düzeyini artırmak için para arzının artırılması
gerektiğini savunan yaklaşım Monetarist
yaklaşımdır.
 Otomatik istikrar sağlayıcı maliye politikasına
yöneltilen en önemli eleştiri Ekonomik büyümenin
otomatik frenlenmesini ortaya çıkarmasıdır.
 Enerji, hammadde veya nitelikli eleman kıtlığı gibi
nedenlerle üretim artmadan fiyatların yükselmesine
Yapısal enflasyon denir.
 Artan kamu harcamaları hipotezini savunan iktisatçı
Wagner'dir.
 Gelişmekte olan ülkelerde genişletici maliye
politikasının etkin olamamasının nedeni Yapısal
darboğaz ve kapasite eksikliğidir.
 Stagflasyon tanımı içinde yer alanlar: Kullanılmayan
üretim kapasiteleri, Yüksek bir fiyat artışı, Yetersiz
iktisadi büyüme, İşsizlik
 Bir ekonomide bütçe açığı ve vergilemenin ekonomi
üzerindeki etkisinin aynı olduğu görüşünü savunan
yaklaşım Ricardian yaklaşımıdır.
 Keynesyen maliye politikasının gelişmekte olan
ülkelerde uygulanabilirliğini yitirebilmesinin nedeni
Gözlemlenen ekonomik dalgalanmaların yapısının ve
kaynağının farklı olmasıdır.
 Genel bir harcama vergisi öneren ve gelir vergisinin
böyle bir vergi ile ikame edilmesi halinde iktisadi
büyümenin hızlandırılacağını ileri süren iktisatçı
Kaldor'dur.
 Ani amortisman, oto finansman olanağını en fazla
artırır.
 Gelişmekte olan bir ekonomide geleneksel
yöntemlerin hakim olduğu tarım kesiminde
gözlemlenen durumlar: Paralı değişimin azlığı,
Düşük verimlilik, Hızlı nüfus artışı, Düşük gelir
düzeyi
 Ekonomide net bir yararın oluşmadığı, fakat
bölgelerarası ve kişilerarası rant aktarımının ortaya
çıktığı yarar tipi Parasal yarardır.
 Ortalama oranın yüksek, marjinal oranın düşük
uygulandığı dolaysız vergilerde Gelir etkisi, ikame
etkisine ağır basarak faktör arzı artar.
 Borç faiz ödemeleri, Türkiye'de 1990'lıyıllarda
kamu transfer harcamalarının önemli bir miktarını
oluşturmuştur.
 Fonksiyonel gelir dağılımı, çeşitli üretim
faktörlerinin üretime katılmaları karşılığında milli
gelirden aldıkları payları gösterir.

 Bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik
mali araçların etkisiz kalmasına yol açan en önemli
faktör Olumsuz iktisadi ve sosyal koşullardır.
 Bölgesel dengesizliği gidermeye yönelik olarak
altyapı yatırımlarının getirdiği en önemli yarar
Maliyet tasarrufu sağlamasıdır.
 Bir ekonomide, üretim ve istihdam hacminin, toplam
talebe bağlı olduğunu savunan iktisatçı Keynes’tir.
 Bütçe açığı veya fazlası ölçüsünün maliye politikası
işlemlerinin ekonomik etkilerini ölçmede sakıncalı
olmasının nedeni Ekonomik faaliyet düzeyindeki
değişiklikler tarafından etkilenmesidir.
 Keynes'e göre, bir ekonomide üretim ve istihdam
düzeyi Toplam talep düzeyine bağlıdır.
 Gelir düzeyini artırmak için para arzının artırılması
gerektiğini savunan yaklaşım Arz ekonomisi
yaklaşımıdır.
 Gider vergisi türlerinden Kişisel bir harcama
vergisinin konjonktür el esnekliği en fazladır.
 IMF kökenli istikrar programlarına yöneltilen
eleştiriler:
Yapısal sorunlara gereken önemi göstermemesi
Gerçek gelirleri azaltması
Ekonomik büyümeye önem vermemesi
Gelir dağılımında eşitsizliklere neden olması
 1980 öncesi dönemdeki ekonomik istikrarsızlığın
nedenleri:
Tarımsal üretimin doğa koşullarına bağlı olması
Şehirleşmenin hızlı olması
Değişen talebe karşı üretim yapısının değişmemesi
Sanayi sektörünün dış piyasalarla rekabet
edebilme olanağının olmaması
 Tüketim malları üzerine salınan dolaylı vergilerin
tasarrufu artırmasının nedeni Tüketimi kısmasıdır.
 Türkiye'de 5 yıllık kalkınma planlarının ilk üçünde
özellikle, sanayi sektöründeki üretimin niteliği ve
üretim teknolojisi gibi konularda herhangi bir
düzenleme bulunmamasının sonuçları:
İthal girdilere bağlı kalması, Teknolojik etkinliğin
sağlanamaması, Üretimin yüksek maliyetle
gerçekleşmesi, Sanayi sektörünün kendi kaynaklarını
yaratamaması
 Bir ekonomide vergilerin kişisel gelir dağılımı
üzerindeki etkilerini gösteren yöntem Lorenz eğrisi
yöntemidir.
 Kış aylarında hava kirliliğini azaltmak için tek
plakalı araçlarla, çift plakalı araçların trafiğe
çıkışlarına farklı günlerde izin vermek İdari önleme
bir örnektir.
 Bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik
mali araçların etkisiz kalmasına yol açan en önemli
faktör Olumsuz iktisadi ve sosyal koşullardır.
 Bölgesel dengesizliği gidermeye yönelik olarak
altyapı yatırımlarının getirdiği en önemli yarar
Maliyet tasarrufu sağlamasıdır.
 Y.Müh. Naim Uygun tarafından hazırlanmıştır.
 Tarafsız maliye, klasik yaklaşımın savunduğu bir
görüştür.
 Bir ekonomide devletin önemli bir vergi azaltması
programı yürütmesinin arzulanan mal ve hizmetleri
üretmek açısından gerekli teşviki sağlayabileceğini ve
böylece gerçek gelirde hızlı bir gelişme yaratacağını
savunan yaklaşım Arz ekonomisi yaklaşımı'dır.
 IS-LM analizine göre Vergilerde yapılan bir azalış IS
eğrisini sağa doğru kaydırır.
 Ekonomi eksik istihdamda dengede iken Merkez
Bankasının Pm (para arzı) artırması karşısında Gelir
artar , Yatırımlar artar , Tahvil fiyatları yükselir ,
LM eğrisi sağa kayar .
 Enflasyonun sonuçları: Faiz oranları yükselir
yatırımlar düşer Gelir dağılımı sabit gelirlerin lehine
bozulur Kısa vadeli ve spekülatif yatırımları artırır
Göstermelik tüketim artar ve tasarruflar azalır.
 Transfer harcamaları Transfer geliri elde edenlerin
marjinal tüketim eğilimi 1 olduğunda , cari ve
yatırım harcamaları kadar gelir artırıcı etkiye sahip
olur.
 Stagflasyonla mücadelede alınacak önlemlerden biri
Genişletici maliye politikası ile daraltıcı para
politikasının optimal bileşimi oluşturulmalı ve
uygulanmalıdır.
 Büyük bütçe açıkları sonucunda ortaya çıkan
olgular: Yüksek fiyat düzeyi Yüksek faiz Yüksek
borç servisi Yüksek dış ticaret
 Genel olarak gelişmekte olan bir ekonomiye özgü
istikrarsızlık kaynakları: İhracat miktarında
değişmeler Bütçe açıklarındaki değişmeler
Uluslararası Ticaret hacmindeki değişiklikler
Tarımsal üretimdeki değişmeler
 Türkiye'de ocak 1980'de uygulanmaya başlanan
ekonomik istikrar politikası önlemleri: İhracatın
artması, Yüksek faiz oranları, Ücretlerin
sınırlandırılması, Kamu harcamalarının azaltılması
 Türkiye'de 5 Nisan 1994 kararlarının alınmasını
gerektiren nedenler: Dövize olan talebin artması, İç
borç faizlerinin artması, Dış ticaret açığının
artması, Kamu açıklarının artması
 Tasarruf eğilimi, ekonomik büyümenin temel
öğelerinden biridir.
 Gelişmekte olan bir ekonomide vergi kapasitesini
belirleyen etkenler: Nüfus artış hızı, Bozuk gelir
dağılımı, Fert başına düşen gelir düzeyi , vergi
denetiminin etkinliği
 Gelişmekte olan ülkelerde vergi yönetiminin zayıf
olması Gümrük vergisini ön plana çıkarmaktadır.
 Yüksek faiz oranı ile yatırımların getiri süresi
arasındaki ilişki: Kısa sürede getiri sağlayan
yatırımlar tercih edilir.


 Gelişmekte olan ülkelerde özellikle artan oranlı
vergilerin kullanıldığı durumda kamu ve özel
yatırımların birbirine rakip olduğu iddia edilebilir.
Bu mantık Kamu yatırımları, teşvik edici olduğunda
genel verimlilik artışı sağlayacağı gerekçesi ile
reddedile bir.
 Kamu kesimi projeler değerlendirilirken dikkate
alınanlar: Dışsal maliyetler , Doğrudan faydalar ,
Dolaylı Fayda , Doğrudan maliyetler
 Gerçek gelir üzerinden alınan dolaysız vergilerin yol
açabileceği en önemli sakınca Toplam birikim
düzeyinin azalmasıdır.
 Bir ekonomide gelişmenin ilk aşamalarında Gider
vergisi ağırlıklı olarak uygulanır.
 Ortalama vergi oranı yüksek , marjinal vergi oranı
düşük olan bir vergi sisteminde Gelir etkisi en
fazladır.
 Dolaylı vergilerin özellikleri: Tüketim üzerine
salınır , Malların fiyatını yükseltir , Uyarılmış
yatırımlarıartırır, Tüketim harcamalarının
azalmasına neden olur .
 Türkiye'de 1980'li yıllarda uygulanan ekonomi
politikası İhracatın artırılmasına bağlı bir kalkınma
anlayışına dayanır.
 Türkiye de 1970'lilerden sonra Türkiye'yi
istikrarsızlığa iten ve 28 Ocak 1980 kararlarına
sürükleyen unsurlar: Üretim niteliği ve üretim
teknolojisinin geri kalması, Fiyatların hızla
yükselmesi , İthal girdilere aşırı bağlı kalınması,
Spekülatif faaliyetlere ağırlık verilmesi
 1980'li yıllarda izlenen ekonomi politikasının
uygulama sonuçları incelendiğinde İhracatın
artırılması amacının öne çıktığı görülmektedir.
 Devlet depresyonla mücadele etmek için bütçe açığı
verir bunu borçlanmayla finanse etmek isterse
konjonktür politikasına ters düşmemek için
borçlanmanın Merkez Bankasından yapılması
gerekir.
 Vergilerin kişisel gelir dağılımı üzerindeki etkilerini
gösteren yönteme Lorenz eğrisi yöntemi denir.
 Gerçek gelir üzerine salınan dolaysız vergilerden
vergi kaçırma kanallarının fazla olmasının sonuçları:
Kamu kesimine aktarılan fonların az olması,
Tasarruf kanallarının özel birimlerce verilmesi ,
Sermaye birikiminin özel sektörde oluşması,
Vergilemede adalet ilkesinin sarsılması
 Yeniden gelir dağılımı değiştirilmesi maliye
politikasının temel amaçlarından biri değildir.
 Yerel yönetimlerin kendi gelir kaynakları: Emlak
vergisi , Bazı meslek vergileri , İşyeri kurma izin
rüsumları, Hemşerilik mükellefiyetleri
 Ani amortismanın getirisi ilk yıllarda elde edilen
yatırımları daha avantajlı hale getiren bir teşvik
aracıdır.

 Klasik yaklaşımın temel varsayımları: Her arzın
kendi talebini yaratması, Bütün piyasalarda tam
rekabetin geçerli olması, Ekonominin tam
istihdamda olduğu , Miktar kuramının geçerli olması
 Keynesyen Yaklaşıma göre Kamu harcamalarının
arttırılması toplam talebi doğrudan doğruya ve
kesinlikle artırır.
 Post Keynes yen beklentilerin ekonomik davranışa
hakim olduğunu ve bir ekonomide yatırımların temel
belirleyicisi olduğunu savunur.
 Philips Eğrisi analizi Tam istihdam - Fiyat istikrarı
arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla
kullanılmaktadır.
 Tam istihdam bütçe fazlasında bir değişikliğe yol
açabilen öğeler: Vergi oranları, Kamu harcamaları,
Fiyat düzeyi , Potansiyel gayrisafi milli hasıla
Maliye politikasının araçları: Kamu cari
harcamaları, Kamu yatırım harcamaları, Katma
Değer Vergisi hasılatı, Gelir vergisi oranı
 Transfer harcamalarındaki değişikliklerin, milli gelir
üzerinde aynı miktardaki reel harcamalara oranla
daha az bir etkiye sahip olmasının temel nedeni
Transfer harcamalarından yararlananların
gelirlerinin bir kısmını tasarruf etmeleridir.
 Kamu harcamalarında gerçekleştirilecek bir artış
eşit düzeyde vergi artışı ile finanse edildiğinde milli
gelir denge düzeyindeki değişme Kamu
harcamasındaki artış kadar artar .
 Keynesyen yaklaşıma göre yatırım talebi faiz
esnekliği Sıfırdır.
 Esnek döviz kurunun benimsendiği bir ekonomide
fiyatlar genel seviyesinde meydana gelecek bir
artıştan dolayı Ülke parasının değeri düşer, İhracat
azalır, İthalat artar, Yurt dışına döviz çıkışı artar.
 Yatırım talebi faiz esnekliğinin sonsuz kabul edildiği
bir ekonomide Para arzı artışı yoluyla milli gelir
arttırılabilir.
 İhtiyari maliye politikası yönteminde önlemlerin
fiilen uygulamaya konması ile ekonomik
istikrarsızlığın giderilmesi arasındaki süre
Etkilemeye ilişkin gecikmeye örnektir.
 Gider vergileri içinde konjonktürel esnekliği en
düşük olan vergi Özel tüketim vergisidir.
 Kişisel gelir vergisinin konjonktürel esnekliğini
arttıran etkenler: Artan oranlılık derecesinin
kuvvetli olması, Verginin kaynaktan kesme usulü ile
tahsil edilmesi , Vergi matrahının konjonktürel
gelişmeye hassas gelir türlerinden oluşması,
Verginin tahsil süresinin kısa tutulması
 Anti-enflasyonist politikaların gündeme geldiği
dönemlerde en şiddetli darbeyi Yatırım harcamaları
almaktadır.



 Kamu cari harcamalarında yapılacak bir kısıntı
aşağıdaki etkilerden hangisini ortaya çıkan etkiler:
Önceden yapılmış kamu yatırım harcamalarının
veriminin düşmesine yol açar. Personel ödemelerinde
yapılan kısıntı sosyal adalet ilkesi ile çatışır. Uzun
dönemde üretimde kalite kaybına yol açar. Toplam
kamu harcamaları üzerindeki baskı azalır.
 Anti-enflasyonist politika aracı olarak servet
vergilerinin doğurabileceği en önemli sakınca Servet
dağılımını bozmasıdır.
 "Artan Kamu Harcamaları Hipotezi" iktisatçı
Wagner tarafından ortaya atılmıştır.
 Devlet tahvillerinin halka satılması durumunda
Vadeleri içinde kişi ve kurumların portföyünde
tutulması likiditeyi kısıcı etki en yüksektir.
 Enflasyonda uzun vadeli borçların kısa vadeli
borçlara tercih edilmesinin temel nedeni Likiditeyi
daha fazla kısabilmeleridir.
 Devlete borç verenlerin ileride bu borca ait faiz yükü
geleceğinden dolayı tasarruf oranlarını
arttıracaklarını söyleyen görüş Barro Hipotezidir.
 Durgunluk dönemlerinde gelir vergisi otomatik
istikrar sağlayıcı olarak Artan oranlı tarife yapısı ile
etkili olur.
 1930'lara gelininceye kadar kuram ve uygulamadaki
hakim görüş tam istihdam ve fiyat istikrarının
Otomatik olarak sağlanacağını savunmaktaydı.
 B.Kitching'in 1971'de yapısal işsizlik ve enflasyonun
bir arada görünmesi olayını açıkladığı yaklaşım Real
Crowding Out Hipotezi
 Keynesyen Yaklaşıma göre geçici bir vergi azalması
toplam talep üzerinde ani ve önemli bir etki
yaratarak milli gelirin yükselmesine neden olur.
 Neo klasik yaklaşıma göre sermaye hareketlerinin de
kapsandığı dışa açık küçük bir ekonomide bütçe
açıkları Net ihracatın dışlanmasına neden olur.
 İthal girdi fiyatlarının çok artması, gelişmekte olan
ülkelerde karşılaşılan enflasyonun mali olmayan bir
nedenidir.
 Gelişmekte olan ülkelerde görülen iç istikrarsızlık
kaynakları: Tarımsal üretimdeki değişmeler,
Devletin mali sorunları yönetmedeki hataları, Politik
karışıklık ve istikrarsızlıklar, İzlenen yanlış para
politikaları

MALİYE POLİTİKASI DERS NOTLARI-1

MALİYE MERKANTİLİZİM Genel ekonomiyi hedef tutan düşüncelerle gelişen devletin ekonomiye müdahalesi 17 yy dan merkantilizmlerden başlar. Merkantilizm de temel düşünce toplumun zenginliğidir onlara göre toplumların zenginliği sahip oldukları altın ve gümüş ile ölçülür. Toplumların zenginleşmesinde dış ticaretin önemli olduğu üzerinde durmuşlardır. Dış Ticareti geliştirmek için milli ekonomiler geliştirmek devlet gerekirse müdahale etmeli ve faydalı gördüğü önlemleri almalıdır. Ama sonunda bir toplum dışarıya aldığından fazlasını satmalı bu sayede zengin olmalıdır görüşünü savunurlar FİZYOKRASİ Fizyokratlar bütün maliyeyi kapsayan genel bir sistem getirmişlerdir. Bu sistem altında mali olayları teorik incelemelerle sonuçlandırarak maliye ilminin doğuşunu da sağlamıştır. 18 yy da Fransa da gelişmiş olan bu akım bir yandan liberal düşünce ve uygulamalara öncülük etmesi diğer yandan A.Simiti büyük ölçüde etkilemiş olması nihayet ekonomik olayları ilk defa sistem içinde açıklaması nedeniyle önemlidir. Liberalizmin öncüleridir. Devlet müdahalesine karşıdırlar, toplum hayatını yöneten bir doğal düzenin varlığına inanırlar, bu düzen için devletin müdahalesinin asgari olması bunun içinde devlet harcamalarını kısılmasını ön görür. Borçlanmaya başvurulmasına uygun görmezler. Aşırı devlet harcamalarını çeşitli ve çok vergi getireceğini ve düzeni bozacağını savunurlar. Fizyokratların vergi dalında görüşünü “ tek ve dolaysız vergi” dir bu tek vergide tarım sektöründen alınmalı diğer sektörlerin vergilendirmesini gereksiz ve masraflı bulmuşlardır. KLASİK LİBERAL GÖRÜŞ Bu görüşün temelini A.Simit’in “Laissez-faire” benimsediği “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” ifadesini oluşturur. Bunlara göre devlet sadece yasa ve hukuk düzenin devam ettirerek, özel mülkiyet haklarını korumalı ve sözleşmelerin uygulanabilmesi için gerekli ortamı hazırlamalıdır. Böylece devletin ekonomiye müdahalesi minimum düzeyde tutulurken bütün ekonomik etkinlikler piyasa ekonomisi tarafından yerine getirilmelidir. Kısa dönemde maliyetinin karşılanamayıp kişiler tarafından karlı görünemeyecek olan bayındırlık projelerinin devlet tarafından yapılması böylece devletin ekonomideki rolünün savunma adalet ve yürütme fonksiyonların yerine getirmek seviyede sınırlanmasını kabul eder. A.Simit özel teşebbüsün cazip görmediği işlerin devletçe yapılmasını uygun görmüş ve insan ihtiyaçlarını 2 ye ayırmıştır. 1. Devlet tarafından karşılanan milli savunma adalet, diplomatik hizmetler gibi toplumun birici derecedeki ihtiyaçları 2. Özel ekonomi tarafından karşılanmadığı yada yeteri kadar karşılanmadığı zamanlar devletin karşılaması gereken milli eğitim sağlık, bayındırlık hizmetleri gibi toplumun 2 nci derecedeki ihtiyaçları Bunlar kamu harcamaların sınırlı olmasını isterler harcama az olursa vergilerde ona göre ayarlanacaktır. Böyle olursa bir gizli elin kendiliğinden hem özel hem de kamusal çıkarların mümkün olan en iyi bicimde düzenlenmesini sağladığı doğal düzeni müdahale gereği olmayacaktır.Tarafsız maliye klasiklerin özenle savundukları bir görüştür. Denk bütçe mümkün olduğu kadar sınırlandırılmış bir borçlanma, objektif değişmez esaslara dağıtılmış küçük oranlı vergileme klasiklerin temek önerirlidir. KEYNESYEN GÖRÜŞ 1929 ekonomik buranları üzerindeki gözlemlerinden yeni bir kuram geliştiren Keynes çağdaş ekonomik düşüncenin temelini atmış ekonomik alandaki tarafsızlık politikasını eleştirmiş ve devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini savunmuştur. Liberallerin para politikası Keynes le beraber maliye politikasına dönüşmüş ve kamu kesiminin diğer ekonomi içindeki pay artırılmıştır. Ekonomide önemli bir yapısal aksaklığın mevcut olduğunu ve piyasanın kendi gücü ile bu aksaklığı aşamayacağını ortaya koyan Keynes, özellikle devamlı ve yaygın işsizliğin ekonomi için tehlike olduğunu tam istihdamı sağlayacak önemlerin almasını ileri sürmüştür. Keynes’le beraber müdahaleci bir iktisat politikası ile mali araçlar ekonomi için de “ Müdahale aracı” olarak kullanılmaya başlanmıştır. MALİYE İLMİNDE KLASİK VE MODERN YAKLAŞIMLAR Maliye ilminde klasik yaklaşımda da modern yaklaşımda da aynı yöntemlerden faydalanılmakta fakat amaçlar farklı olmaktadır mesela her isinde de vergi toplama yöntemleri aynıdır fakat amaç faklıdır klasik yaklaşıma göre vergi devletin zorunlu bir harcamasını karşılamak amacıyla savunmakta iken modern yaklaşımda ise vergi ekonomiye müdahale amacıylada savunabilmektedir 1- MALİYE İLMİNDE KLASİK YAKLAŞIM Modern yaklaşıma göre klasik yaklaşım farklı anlayışlara göre değişmemektedir. Klasik yaklaşımda bugün üzerinde tartışılan 2 husus vardır bunlar Kamu harcamalarını sınırlı tutulmasını ve Kamu gelirlerin in ekonomik tarafsızlığı konularıdır. Klasikler devlet fonksiyonlarını yani iç ve dış güvenlik ile diplomatik fonksiyonlarını bir veri olarak ele almış ve şu hususları ortaya koymuştur. “ madem bu hizmet vardır o halde bu hizmetler için nereden ve nasıl para bulunacaktır.” Pek tabi toplum üyeleri bu gideri yüklenecektir. Mali ilmi bu durumda; kamu harcamalarını karşılamak için gerekli kaynakları oluşturarak bunları kullanma ve yükünü bireylere dağıtma birimi olarak tanımlanmadır. Tanımdan şu unsurları çıkarabiliriz I - Maliye ilmi kamu harcamalarını karşılama bilimidir; Gaston Jeze “ Kamu harcamaları vardır o halde onları finansa etmek gerekir der. Klasiklere göre kamu harcamalarının finans kaynağı vergidir. Vergilerin yetersiz kalması durumunda kamu harcamalarını sağlamak için devlet borçlanır devletin borçlanmasını klasikler hoş görmezler II - Maliye ilmi kamu yüklerinin dağıtılması bilimdir; Devletin sunmuş olduğu hizmetlerden toplum içindeki birtakım hepsi faydalanmakta ama kimi ne ölçüde faydalandığı bilinmemektedir. Klasiklere göre tüm hizmetin finans kaynağı vergilerdir. Klasikler istemese de devletin kaynak bulmak için borçlanmasına boyun eğmişlerdir. Klasiklerin devlet borcu ile ilgili en önemli görüşleri ;” Devlet borcu kamusal yüklerin nesiller itibariyle kaydırılmasıdır” biçiminde özetleyeceğini görüşleridir. Klasiklere göre devletin sadece güvenlik ile ilgili hizmetleri olabileceğini bunun dışından ekonomik hizmetler yapmaması gerektiğini savundukları için kamu harcamaları da sadece tüketim harcamaları niteliğindeki cari harcamalar olarak deyimlendirilebilen harcamalardır, Bunlar devletin yatırım harcaması niteliğindeki harcamalar yapmasını kabul etmemektedir. III - Maliye ilmi kamu yüklerinin eşit dağıtılması bilimidir; Klasikler kamu yüklerinin eşit dağıtılmasında; yükün eşit olarak paylaşılmasını, herkesin kamu hizmetlerinden yararlandığı ölçüde mi yükü paylaşması, yoksa kişilerin gelirleri ölçüsün demi kamu hizmetlerinin yüküne katlanması gerektiği konusunda tartışmışlar ve her bir görüşün savunucuları olmuştur. 2- MALİYE İLMİNDE MODERN YAKLAŞIM Devletin yeni baştan fonksiyonların gözden geçirilmesi ve buna göre harcama ve finans politikalarının tayini maliye ilminde teknik ve seviyeli klasik yaklaşımın yerini fonksiyonel bir yaklaşıma kamu ekonomisi başlığı altında bırakmıştır. Özetle Jandarma (koruyucu) devletten müdahaleci devler, sosyal devlet, refah devleri deyimleri ile ortaya konan fonksiyonel devlete geçilmesi ile maliye ilminde de buna paralel gerekli değişmelere bilinmesi kaçınılmaz olmuştur. A - Klasik maliye ilmindeki gelişmeler Klasiklerin bir veri olarak kabul ettikleri kamu harcamaları devlet fonksiyonlarındaki gelişmeler doğrultusunda yeniden ele alınıp üzerinde özellikle başlangıçta artış nedenleri sonrada bu harcamaların bünyesel dağılımları olmak üzere durulmaya başlanmıştır. Kamu gelirlerinin de salt kamu harcamalarının finansmanı acısından değerlendirmelerinin yanı sıra soysa ekonomik etkileri üzerimde durulmuştur. Kamu gelirlerinden vergiler sadece mali amaçla değil sosyoekonomik amaçla da alınmaya başlanmış ve bu eylem maliye ilminde yeni akımların başlamasına neden olmuştur. Örneğin ülkede üretilemeyen dolayısıyla da teşviki veya korunması söz konusu olmayan bir malın ithalinden sırf kamu harcamaların finansmanı amacıyla gümrük vergisi alınması, aynı şekilde devlet borçlanması devletin finansmanı ihtiyacından değil ekonomik politikasını aracı olma doğrultusunda gelişmiştir. Örneğin devlet piyasada para hacmini daraltmak isterse borçlanır, artırmak isterse borç ödemesinde bulunulur. Klasik maliye ilmi kamu harcamalarının karşılanması amacını incelerken modern ilmi aracı yani devletin ekonomik sosyal ve politik amaçları doğrultusundaki politikalarda nasıl bir araç olunabileceğini araştırmaktadır. Duverger’in anlatımıyla maliye ilmi finans amacından ayrılıp sosyo-ekonomik bir müdahale aracı olarak gelişmiştir.Ona göre mali mekanizma bir emme basma tulumbaya benzemektedir.toplumun belirli bir sosyal kesiminden emdiği gelirleri diğer bir sosyal kesime dağıtmaktadır. Sonuç olarak klasiklerin maliye ilmine salt mali açıdan yaklaşımına modern maliyeciler , iktisat politikasını yönlendirici tamamlayıcı bir yaklaşım getirmek suretiyle geliştirilmiş ve genişletilmiştir. B- Klasik mali tekniklerdeki gelişmeler ; mali teknikteki gelişmeler ve değişmeler özellikle bütçe ile ilgili alanlardaki gelişmelerdir. Artan oranlılık en az geçim indirimi , vergi iadesi ayırma gibi teknikler sadece kamu yükünün adil dağıtımında bir arac olarak değil aynı zamanda ekonomi politikasında yönlendirme de bi teknik olarak gelişmiştir. Klasik yaklaşım ile modern yaklaşım arasında bezerlikler ve farklar; Ekonomi politikası yönünden klasik yaklaşım ile modern yaklaşım arasında fark olmamakla beraber amaca ulaşmada kullanılan araçlar farklıdır. Her ikisinde de amaç ekonomik büyüme fiyat istikrarı vs dir. Klasik yaklaşım piyasada toplam arz ve talep dengesini veri olarak kabul eder, mali denge bozulursa bu den geninde bozulacağı endişesi ile mali dengeyi esas alır yani bütçe dengesi klasik yaklaşımda esastır modern yaklaşımda ise toplam arz talep dengesi yani ekonomik dengenin belirli bir büyüme hızı ile birlikte var olabilmesi için mali araçların kullanılması gerektiği savunulur. Esas olan mali denge değil ekonomik dengedir. Mali denge ekonomik dengenin bir amacıdır. KAMU MALİYESİNİN GÖREVLERİ 16-18 YY lar arasında genellikle üretimini ticaretin devlet tarafından kontrol edildiği, dolaysıyla devletin üstlendiği görevlerin oldukça fazla olduğu bir dönem sonucunda 18 ve 19 yy başlarında klasik iktisadi düşüncenin liberalist politikaları gereği devletin ekonomideki görevleri en aza indiği görüşmüştür. 1929 dünya buhranı ile devletin ekonomideki görevleri artmış 2 nci dünya savasından sonra ise devletlerin ekonomik ve sosyal görevleri arasında önemli artışları olmuştur. PİYASA BAŞARISIZLIĞI Mal ve hizmet üretim miktarları ve bunların fiyatları tüketicilerin serbest (gönüllü) olarak belirledikleri tercihleri ve gelir düzeyleri ile gönüllü değişim maddeleri açıklanmaktadır. Piyasa başarısızlığı ise; piyasaların etkin çalışmasını sağlayan koşulların ya hiç ortaya çıkmamasını sağlayan yada bir biçimde ters yönde çalışmasını ifade etmektedir. Serbest piyasaların aslında başarması gereken kendi başına bırakıldığında etkin çalışması iken uygulamada durum bu değildir. Bazı malların çok fazla, bazılarının ise yetersiz üretilmesi yada hiç üretilmemesi söz konusu olabilir. Piyasa başarısızlıkları ve iken, devlete yüklenen bir görev piyasaların kaynak tahsisi fonksiyonuna karışma ve piyasa başarısızlıklarını düzeltme veya piyasa başarısızlığının etkilerini azaltacak önlemler almasıdır. Bu devletin “kaynak tahsisi” görevi olarak bilinmektedir. Piyasalar toplum refahının dağılımında adaleti sağlayamadıkları ölçüde, devlet piyasa mekanizmasına karışarak gelir dağılımını adil olarak kabul edilen bir noktaya getirmeye çalışır. Bu ise devletin “gelir dağılımı” görevini ifade eder. Günümüz modern devletlerine bundan başka 2 görev daha yüklenmiştir. Birincisi “ekonomik istikrar” görevidir. Enflasyon, işsizlik, ödemeler dengesi be yetersiz büyüme gibi piyasaların başa demedikleri durumlarda devlet; para ve maliye politikalarını kullanarak toplum refahını arttırmaya amaçlar mesela enflasyon ve işsizliği azaltarak; İkincisi “düzenleyici görev” dir. Kaynak tahsisin bir devamı olup; devlet yasa koyup bunları uygulamaktadır. Düzenleyici görev ticaretin ve insan ilişkilerinin, bunların dışında çok daha geniş alanda yasa koyma ve adalet sistemini yönetmektedir. KAYNAK TAHSİSİ GÖREVİ : Rekabetçi piyasaların altında yatan aslında mal varlığı haklarıdır. Mal varlığı hakları bir bireye herhangi bir mal veya mülke sahip olma ve bunların kullanımından diğer bireyleri mahrum etme hakkı vermektedir. Bireyler mal ve hizmet alıp sattığında; aslında mal varlığı haklarını değiştirmektedir. ORTAK MAL KAYNAKLARI : Bazı mallarda hiçbir bireye veya gruba verilmeyebilir. (hava, deniz gibi) Bunların faydasından tüm bireyler kısıtlanmaksızın sınırsız yararlanmaktadır. Serbest olduğu için; bireyler ortak malı aşırı kullanmaktadır. Bunun sonucu ortak mal kaynağın zarar görmesidir. Devletin buradaki görevi ortak malın kullanımının bireyler arasında ve zaman açısından tahsisi sağlamaktır. Devlet bu görevini yerine getirirken zorlatıcı olmak zorundadır. Mesela; birkaç köy düşünelim ve bir mera var, ortak kullandıkları merayı (hiç birinin mülkiyetinde değil) hepsi aşırı kullanacaklardır. Meranın yenilenmesine izin vermeyeceklerdir. Çünkü bir dönem boş bırakma kararı alsalar da diğerine güvenleri olmayacaktır. Bu güven konusu kamu maliyesinde “mahkum açmazı, mahkum ilkeleri” olarak bilinir. Aynı nedenle tutuklanmış iki kişi düşünelim; aynı odalarda sorgulanmaktalar her ikisine şu alternatifle sunulsa; 1) ikisi de polis ile işbirliği yapmasa serbest kalacaklar 2) Biri işbirliği yapar; diğeri yapmasa, işbirliği yapan 6 ay, yapmayan 6 yıl hapis cezası olacak 3) Her ikisi de işbirliği yaparsa 1 yıl ceza alacaklar. Her iki mahkum içinde ortak yarar serbest kalmasıdır. Ancak birbirlerine güvenleri olmadığı için işbirliği yapma kararı alacaklardır. Ortak malların kullanıma örnek; televizyon kanal tahsislerinin devlet tarafından verilmesi, avlanma alanlarında hayvanların çeşitlerinin av zamanının tespiti, ….. gibi KURUMSAL MALLAR : Piyasa başarısızlığının bir başka kaynağı kamusal malların varlığıdır. Paul Samelson kamu mallarını; “bir bireyin kamusal malı tüketmesi, diğer bireylerin aynı malı tüketmesinde bir azalmaya neden olmamaktadır. “ diye tanımlar. Örneğin; ulusal güvenlik, sokak aydınlatması, şifresiz televizyon yayınları gibi Bu malların özelliğinden dolayı, piyasa mekanizması etkin tahsisi sağlayamamaktadır. Bu aksamaya neden olan iki özellikleri vardır. 1) “Ortak tüketim” veya “tüketimde rekabetin olmaması” yani bir bireyin kamu malını tüketmesi başka bireyin bu maldan faydalanmasını engellememektedir. 2) “Kullanımında dışlanamama” yani bu malların kullanımında bazı bireylerin mahrum bırakmak (dışlamak) imkansızdır, veya çok maliyetlidir. Kamu malları bireyler eşit düzeyde tüketmez mesela, Konya’daki biri ile Şırnak’taki biri ulusal güvenlikten eşit faydalanmaz. Şırnak’taki fazla kullanır. Kamusal malların fiyatlandırılması ve bunların alınması (vergi gibi zorla) sorundur. Gönüllü fiyatlar oluşmayacağı için zorlama unsuru taşıyacaktır. Gönüllü fiyat mekanizmasında ortaya çıkan sorun “bedavacılık sorunu” olarak adlandırılır. YARI KAMUSAL MALLAR : Kamu malları ile özel mal arasında yer lan bir çok mal çeşidi “yarı kamusal mallar” veya “karma mallar” olarak adlandırılmaktadır. Bunlarda ortak tüketim ve dışlanamama özelliğinin birisi bulunmamaktadır Bu iki özellikten birinde sağma görülmektedir. Bazı kamusal mallarda kısmen rekabet görülür. Belli seviyede kamu malı üretimi varken; bir bireyin bu malı kullanması diğerinin kullanmasına engel olmaz ama daha önce o malı kullanan faydalarını azaltabilir. Böylece bir bireye o malı kullanmaya izin vermenin bir fırsat maliyeti vardır. Bu durum ekonomi litaritüründe kısmı rekabet “sıkışıklık” olarak tanımlanır. Bir malı kullanmak için daha fazla kişiye izin vermenin Fırsat maliyeti veya o malı daha önce kullananların faydalarındaki azalmaya “sıkışıklık maliyeti” denir. Teorik olarak tüm kamusal mallarda sıkışıklık maliyetinin ortaya çıkması imkansızdır yada çok güçtür. Dışlanabilir Dışlanamaz Tüketimde Rekabet Var TAM ÖZEL MALLAR 1) Dışlama maliyetleri düşük 2) Özel firmalarca üretilir 3) Piyasalarda dağıtılır 4) Satış gelirlerinde finanse edilir. Örnek : Yiyecek, ayakkabı YARI KAMUSAL MALLAR 1) Faydaları ortak tüketilen ancak sıkışabilen mallar 2) Özel firmalarca veya kamuda üretilebilirler 3) Piyasada veya kamu bütçelerinde sunulabilir. 4) Satış gelirlerinden (servisi kullanma ücretlerinden veya vergi gelirinden finanse edilirler; Örn. Parklar, ortak mallar, kamu yüzme havuzları Tüketimde Rekabet Yok YARI KAMUSAL MALLAR 1) Dışsallık yayan özel mallar 2) Özel firmalarca üretilebilir 3) Özel vergiler veya sübvansiyon-larla piyasaya sunulur. 4) Satış gelirlerinden finanse edilir Örn. Okullar, Sağlık Hizmetleri, Şifreli TV kanalları, sıkışıklık olmayan köprü, özel yüzme havuzları, golf kulüpleri TAM KAMUSAL MALLAR 1) Dışlama maliyeti yüksek 2) Doğrudan devlet tarafından veya devlet tarafından izin verilmiş özel firmalarca üretilir. 3) Kamu bütçelerince dağıtılır. 4) Zorunlu vergi gelirleri ile finanse edilir. Örn. Ulusal savunma İki farklı neden sıkışıklığın nedeni olabilir. 1- Daha fazla bireyin kamusal maldan yararlanması 2- Belirli bir yan kamusal malı bir bireyin daha yoğun (daha uzun süre) kullanması. Örn. İtfaiye ve polis yan kamusal hizmettir. Belli sayıda itfaiye aracı varsa, hizmet veren kişi sayısı arttıkça, kişi başına fayda azalır. DIŞSALLIKLAR Bir birey yada firma yaptığı ekonomik bir faaliyetten sağladığı fayda dışında, diğer birey veya firmalara fayda sağlıyor (dışsal fayda) veya zarar veriyor ise (dışsal zarar) dışsallık oluşmaktadır. Dışsallık; iki ekonomik birimin üretim veya tüketim faaliyetinden, üçüncü kişilerin fiyat mekanizması dışında fayda veya zarar görmesidir. Yani bireylerin fayda fonksiyonları veya firmaların üretim fonksiyonları fiyat mekanizması dışında bir üretim veya tüketim faaliyetinden etkilenmesidir. Örn. Eskişehir’de bir fabrikanın atığı, Porsuk çayını kirletiyorsa çıkan kokular bireylerin fayda fonksiyonlarını olumsuz etkilemekte, aynı zamanda porsuk çayında kayık kiralayan işletmecilerin üretim fonksiyonunu olumsuz etkilemektedir. Dışsal zarar söz konusu olunca devlet, faaliyet düzeyini aşağıya çekecektir. Dışsal fayda durumunda ise; faaliyet düzeyini arttırma (teşvik etme) yönünde düzenleme yapacaktır. ÖLÇEĞE GÖRE ARTAN GETİRİLİ EKONOMİLER: Rekabetçi piyasaların başarızlığının bir başka kaynağı, bazı piyasaların yüksek üretim seviyelerinde ölçeğe göre artan getiriye sahip olmasıdır. Ölçeğe göre artan getiriye sahip ekonomiler üretim düzeyi arttıkça maliyetlerin düşmesini ifade etmektedir, yani ölçek arttıkça getiride artmaktadır. Örn. Demir yolu işletmeciliğinde demiryollarının yatırım maliyeti oldukça yüksek olsada üretim düzeyi arttıkça ortalama (birim) maliyet düşmektedir. Bunlar doğal tekellerdir ve kaynak tahsisi açısından rekabetçi piyasalar iki neden den etkin çalışmayacaktır. 1- Piyasanın rekabetçi davranışı engellemesidir. Ölçeğe göre orta getiri ile büyük firmaların daha düşük maliyette üretmesi küçük firmaların iflas ettirecektir ve monopollaşacaktır. Monopolcu kar maksimizasyonu gereğince öz üretip yüksek fiyatla satacaktır. 2- Rekabetçi piyasa var olsa veya firma rekabetçi davranmaya zorlansa dahi; özel sektör karlı bir biçimde toplum içinde gerekli marjinal maliyet fiyatlaması yapmayacaktır. Ölçeğe göre artan getiri endüstrilerde devletin alabileceği önlemler; 1- Devlet hiçbir şey yapmama politikasını izleyebilir. Ölçek büküklüğü fazla olan firmalar AR-GE yapıyorsa toplum bundan faydalanabilir. 2- Devlet monopolun fiyatını belirlemek isteyebilir. Fiyat marjinal maliyette belirlenirse monopol zarar edecek ancak kaynak tahsisinde etkin sağlanacaktır. Ortalama maliyette belirlenirse, monopol zarar etmeyecek ancak etkinlik kaybı olacaktır. 3- Kamu kemsi “kamı ekonomik kuruluşu” olarak üretimi üstlenebilir. Kamu kesimi monopolun fiyatını karlılık açısından değil toplumsal refah açısından belirleyecektir. 1- RİSK VE BELİRSİZLİK: Rekabetçi fiyat sistemi tam bilgiye sahip olunması yani üreticilerin ve tüketicilerin ekonomideki tüm malların şimdili ve gelecekteki fiyatlarının bilindiği düşüncesine dayanır. İklim koşulları, zevkler ve tercihlerindeki değişiklikler, teknolojideki değişiklikler fiyatları etkileyecektir. Gelecekteki oluşacak riskleri tam olarak bilen bireyler, gelecekteki mal ve hizmet taleplerini kesin olarak şimdiden bileceklerdir. Böylece gelecekte her bir mal ve üretim faktörü için piyasalar oluşacaktır. Bu koşullarda oluşan piyasalar “gelecek yasalar” olarak adlandırılmaktadır. Örn: sigorta endişesi Gelecek piyasaların oluşması için iki neden vardır. 1- Bu tür piyasa oluşturmanın işlem maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır. 2- Asimetrik bilgi sorunudur. Asimetrik bilgi sorunu; sigortalanmak isteyen bireylerin sahip olduğu; ancak sigorta yapanın sahip olmadığı bilgilerden kaynaklanmaktadır. Asimetrik bilgi sorunu; Piyasaların aksaması iki nedenden oluşur; 1- “Ahlaki riziko” sigortacı tarafından kontrol edilemeyen, sigortalının zararın ortaya çıkma olasılığını veya zararın büyüklüğünün etkileyebileceği durumlarda ortaya çıkar. Ahlaki riziko oluştuğu zaman rekabetçi gelecek politik alanının oluşması mümkün değildir. Örn. Sağlık riski fazla olanların sigorta yaptırması gibi, 2- Ayırma gülcülüğü riskin oluşma olasılıkları farklı olan sigortalı bireylerin varlığı halinde ortaya çıkar. Bazı bireyler yüksek riskli, bazı bireyler düşük olabilir. Örn. Kasko yaptıran şoförlerin dikkat derecesi ölçülemez. Gelecek piyasaların aksaması devletin kaynak tahsisinde etkinliğin sağlanması için göreve çağrılmasına neden olmaktadır. Devlet işsizlik sigortası, sağlık sigortası, sosyal güvenlik gibi olanlarda ya kendisi faaliyette bulunmakta yada, özel kesimin faaliyetle bulunmasına izin vermektedir. 2- GELİR DAĞILIMI GÖREVİ: Kaynak tahsisi görevinin yanında bireyler, hane halkları ve çeşitli kesimler arasında servet ve gelir arasındaki dengesizlikleri giderme görevi devlete verilmektedir. Gelir ve servet başlangıçta adil dağıtılmış olsa bile zaman içerisinde bireysel yetenekler fiyatların farklılaşması, alınan eğitim düzeyinin farklılaşması neticesinde yine bozulacaktır. Ayrıca rekabetçi piyasalar işleyişleri itibarı ile gelir dağılımını bozucu etki yaparlar. Bu düzeni sağlana devlet tarafından yapılır. Devlet zorunlu vergileme, vergilemede artan oranlılık, bazı kamusal mal ve hizmetler, süpvansiyonlar aracılığı ile gelirin yeniden dağılımı sağlamaya çalışır. 3- EKONOMİDE İSTİKRAR GÖREVİ : Piyasa başarısızlığı olan mal ve hizmet piyasalarındaki arz talep dengesilizliklerinden kaynaklanan enflasyon, deflasyon, işsizlik, ithalat – ihracat, arasındaki dengesizliğin sonucu cari işlemler acık veya fazlaları gibi makroekonomik konular devletin, para ve maliye politikalarını kullanması yolu ile dengelenmeye çalışılır. Devletin müdahale etmemesini savunan görüşlerde vardır. Piyasa dengesizliklerinin giderilmesine ek olarak makroekonomik bir hedef olarak devlet, uzun dönem yeterli büyüme ve kalkınmayı sağlayacak koşullarda oluşturmak zorundadır. Örn. Uzun dönemli kalkınma planları gibi Devletin görevleri ; - Kaynak tahsisi - Gelir Dağılımı - İstikrar Görevi KAMU HARCAMALARININ TANIMI Devletin yüklendiği görevi yerine getirebilmesini için bazı harcamaların yapılması gerekmektedir. Devletin varlığının temelini oluşturan toplumsal ihtiyaçlarının giderilmesi için devletin bazı mal ve hizmetlerde yararlanması gerekir. Zannediyorum ki istihdam ettiği çalışanların, özel kesimden satın aldığı veya ücret ürettiği mal, malzeme vs gibi ödeme zorunluluğudur. Bunun yanında gelir dağılımını düzeltme, tam istihdamı gerçekleştirme, ekonomik kalkınmayı sağlama gibi amaçların devleti sürekli olarak mal ve hizmet alımına yönelttiği gerçektir. Aynı zamanda bu amaçlar devlet, zaman zaman özel kesime karşılıksız ödemelerde bulunmaya yöneltir. Bunlar devletin belirli amaçlara ulaşmak için kullandığı araçlardır. Kamu harcamalarını, devletin kamusal mal ve hizmet üretimi için yaptığı harcamalar olarak tanımlayabiliriz. Dar anlamda kamu harcaması kavramı : Merkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin harcamalarıdır. Geniş anlamda kamu harcaması kavramı : Merkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin yanında kamu iktisadi karuluşlarının harcamalarını, vergi muafiyet ve istisnalarını kapsamaktadır. KAMU HARCAMALARININ ÖZELLİKLERİ: Özel harcamalar ile kamu harcamalarının farkları ; Kamu harcamaları kamu gelirlerin önce gelir yani önce harcamalar saptanmakta sonra bunları karşılayacak gelirler belirlenmektedir. Özel ekonomide tam tersidir. Özel harcamalar bölünebilir nitelikteki mal ve hizmetlerin üretimine kar amacı ile yatırılır. Kamu harcamaları hem bölünebilir hem bölünemez ( tam kamusal) malların üretiminde kar amacı olmadan sosyal faydanın en üst seviyede gerçekleşmesi amacı ile yapılır. Diğer fark harcamaların gerçekleştirme aşamalarının farklığıdır. Örn. Kamu harcamalarında kolektif karar alma mekanizmalarına uygun olarak kararlar siyasi bir nitelik taşıyarak belirlenirken, özel harcamalarda böyle bir durum söz konusu değildir. KAMU HARCAMALARIN ARTIŞI İLE İLGİLİ TEORİLER: Bu konuda ilk ciddi çalışma Adolph WAGNER tarafından yapılmıştır. WAGNER ; hem devletin ekonomiye müdahalesini hem de kamu harcamalarının ekonomik ve sosyal gelişme ile birlikte arttığını bunun rastlantı olmadığını, bir sosyal yasa kapsamında olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre ; kamu harcamalarının artışı, kamu faaliyetlerinin artışı sonucudur. Toplumların sosyal ilerleme istekleri, devlet faaliyetlerini arttırmakta, böylece kamu harcamaları artmaktadır. WAGNER yasası : Genellikle kamu harcamalarının, milli gelirden daha hızlı artması olarak anlaşılmaktadır. Yani kamu harcamalarının milli gelirdeki payının zamanla yükselmesidir. Henry Carter ADAMS, Wagner’e katılmakta ona, kamu giderlerinin artış nedenlerinin ne ülke için aynı olmayacağını belirtmiştir. Bunun nedenlerini de ülkenin sahip olduğu sosyal ve ekonomik faktöre bağlamıştır. Çünkü her ülkede hizmetler aynı hızda ve ağırlıkta gelişmemektedir. Wagner’in ileri sürdüğü kamu harcamalarının artışı uzun dönemi kapsayan analizdir. Kısa dönemdeki değişiklik ve dalgalanmalar, uzun dönemdeki genel seyri açıklamak için gereklidir. Bu yaklaşımın benimsendiği ilk çalışma Peacock ve Wiseman tarafından yapılmış sıçrama tezidir. Buna göre : kamu harcamalarının artış nedeni, savaş sonucu vergilerin arttırılmasıdır. Vergilerdeki artış nedeni ile savaş sonrasında askeri harcama azalsa da, sivil kamu harcamalarındaki artış neden ile vergi savaş öncesi düzeyine dönememektedir. Dolasıyla devlet için savaşın bitmesi ile elinde kalan ek mali güçle yeni mal ve hizmetlerin üretimini kamu sektörü içine alma imkanı doğmaktadır. Bunun sonucu kamu harcamaları artar, böylece savaş öncesi düzeyden savaş sonrası kamu harcamaları düzeyine doğru bir sıçrama olmaktadır. Böyle dönemlerde devlet eskiye göre daha fazla vergi toplamak ve harcama yapmak zorunda kalmıştır. Olağan üstü durumun kalkması vergiyi eski Anına getirmez ona hem harcamalar hem de vergi eskiye oranla daha yüksek bir düzeyde dengelenmiş olur. KAMU HARCAMALARININ ARTIŞ NEDENLERİ: a) Görünüşteki artış nedenleri : 1- Paranın satın alma gücündeki azalma ; Kamu harcamalarının görünüşteki artış nedenleri 1 ) Paranın satın alma gücündeki azalma: enflasyon nedeni ile kamu harcamalarında artış olur ama asıl artış nedeni ile enflasyondan kaynaklanan artısı belirlemek için fiyat endeksleme yoluna gidilir. 2 ) Bütçe ve yönetim tekniğinde meydana gelen değişimler: devlet gelirleri toplanırken, toplama için yapılan harcamalar gelirden düşülecek gelirin net veya safi miktarının yazılması yerine toplanan gelirlerin gayrı safi olarak yazılması ve giderlerin ayrıca görülmesi yönteminin benimsenmesidir. Böylece kamu harcamalarında görünürde bir artış olmaktadır. Bütçe dışı bırakılan bazı harcamaların bütçeye alınması da aynı etkiyi yapar. Safi yöntem; kurumların elde ettiği gelirlerden gider düşüldükten sonra bütçeye kalan net değer aktarılmasıdır.bu yöntemde bazı yolsuzluklar olunca gayrisafi yöntem uygulaması başladı. Yani tüm gelirler bütçeye alındı, giderler ayrıca düşüldü. 3 ) siyasal nedenlerle nüfusun ve yüzölçümünün büyümesi nüfusun ve yüzölçümünün büyümesi: nüfusun artmasıyla arttırılan toplam kamu giderleri kişi basına düsen kamu gideri payını arttırmıyorsa toplam kamu giderleri görünürde artmış olur. Yüzölçümünün artması o alanda yapılan giderlerin devlet bütçesi içine girmesine neden olacaktır ki buda görünüşte artış nedenidir. 4 ) kamu hizmetlerinin para ile görülmesi; trampa ekonomilerinin yaygın olduğu dönemde kamu gider ve gelirleri büyük ölçüde aynı bir biçimde yapılırdı. ( trampa: malı malla değimse gibi anlamı var. ) para ekonomisine geçilince daha önceden aynen yapılan hizmetler parasal karaktere bürünmüş ve kamu giderlerinde yaptığı artış gerçek bir faaliyet artısının sonucunda gerçekleşmemiş olmaktadır. Sadece ödeme aracının değişmesi ile görünürde artmış oluyor. ** kamu giderlerinin gerçek artış nedenleri; 1 ) savaşlar; sadece savaş giderlerini değil, savaşa hazırlık ve savaşın sona ermesinden sonra yapılan harcamaları da dâhil etmek gerekir. 2 ) nüfus artısı ; eğitim, sağlık, ulaşım, konut ve istihdam gibi giderler artar. 3 ) teknolojide meydana gelen değişmeler; devlete yeni harcamalar yükler, mesela otomobilin icadı yeni yolların yapılmasını neden olmuştur. Bilimsel araştırmalar devlet eliyle yürütülür. 4 ) devlet anlayışında meydana gelen değimseler; sosyal refah devleti ile bütünleşen amaca göre devlet, sağlık, eğitim, konut, sosyal güvenlik gibi hizmetleri sunarak halkın hayat düzeylerini yükseltmekte zorunlu sayılmıştır. 5 ) ekonomik nedenler; gelişmiş ekonomilerde piyasa ekonomisinin kendi haline bırakılması ekonomik konjoktörde dalgalanmalara yol açmaktadır. Ekonomi tam istihdam halinin ve fiyat istikrarının sağlanması gibi görevler devlete düşmekte ve devlet kamu giderleri vasıtasıyla ekonomiye zamanında müdahalede bulunmaktadır. Az gelişmiş ekonomilerde devlet tasarruf ve yatırım eksikliğiyle gidermek üretim kapasitesini genişletmek amacıyla cebri tasarrufa başvurarak ekonomiye müdahalede bulunur. Vergi gelirlerinin büyük bir kısmını üretim kapasitesini genişletecek yatırımlara ayırır. Özel sektörün karlı bulmadığı alanlarda işlerin ürütülmesini sağlar. Sosyal sabit sermaye yatırımları olarak nitelendirilen yol, köprü, baraj, telekominikasyon, hava alanı gibi alt yapı yatırımlarını yapmak için veya bazı alanları siyasi ve sosyal nedenlerle özel teşebbüse kapatması durumunda bu alanlara yatırımlar yapmak, örnek işletmeler kurmak amacıyla ödenek ayırır. 6 ) doğal afetle 7 ) göçler ( köyden şehre göçler altyapı yatırımlarını arttırır. ) 8 ) toplumun hayat standardının artması : gelir seviyesi yükselen toplumların kültürel sportif yeşil alanların artması gibi isteklerle devletin harcamasını artırır. **Kamu harcamalarının tasnifi 1 ) Kamu Harcamalarının İdari tasnifi: idari kamu gideri yapan idari birimlerin esas alınması suretiyle yapılan bir tasniftir. Bu tür tasnife organik tasnif adı verilir. İdari tasnifin diğer bir biçimi de giderlerin yapılış amacına uygun olarak ayırımına yarayan fonksiyonel tasnif olmaktadır. Kamu harcamalarının idari tasnifi devletin organik yapısına göre yapılan bir tasnif biçimidir. Organik tasnifte devleti meydana getiren üst kuruluşlar düzeyinde giderler ayrılabilmektedir. Örn; milli eğitim bakanlığı, sağlık bakanlığı, maliye bakanlığı vb.. Merkezi idare kuruluşlarının bütçelerinin toplanması bize toplam giderleri verir. Devleti oluşturan her bir idare ( Sayıştay, anayasa mahkemesi vb.. ) ve bakanlıkların bütçeleri organik tasnifin içeriğini oluşturur. 2 ) kamu harcamalarının işlevsel tasnifi ; İ.T. ; siyasi organlarca belirlenen kamu harcamalarının ulaşılmak istenen bazı hedeflerin anlamlı biçimde birleştirildiği bir tasnif denebilir. Hizmetler, genel hizmetler, ekonomik hizmetler ve sosyal hizmetler olarak 3 grupta toplanır. Genel hizmetler; devlet düzeninin sürdürülmesini ve devlet yönetimini sağlayan hizmetlerdir. Genel yönetim; yargı, kolluk, savunma gibi. Buna göre TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, başbakanlık, dış işleri bakanlığı, milli savunma bakanlığı gibi kuruluşlar genel hizmetleri yürüten kuruluşlardır. Ekonomik hizmetler, genellikle bireylerle doğrudan yanar sunma yerine üretim sürecinin aşamalarında hammadde ve ara mal ile altyapıyı oluşturan özellikleri dolayısı ile firmaları yarar sağlama amacına yönelik hizmetlerdir. Bu hizmetler firmaların özel maliyetlerini azaltmaları nedeniyle tüketicilere de dolaylı fayda sağlamaktadır. Bu hizmetlere; tarım, enerji, doğal kaynaklar, üretim, inşaat ve ulaşım gibi hizmetle girer. Ülkemizde yerel ve katma bütçeli kuruluşlardan, ulaştırma bakanlığı, enerji ve tabi kaynaklar bakanlığı, DSİgenel müdürlüğü, tekel genel müdürlüğü gibi kuruluşlar ekonomik hizmetler yürütülmektedir.Sosyal hizmetler ise; bireylere teker teker ve dolayısı ile topluma yarar sağlayan hizmetlerdir. Bunlarda bireyle kendi ihtiyaçları için doğrudan yararlanırlar. Eğitim, sağlık, sosyal, güvenlik ve refah kültürel hizmetleri din, boş zamanları değerlendirme hizmetleri, konut ve yerel araştırma hizmetleri girmektedir. Ülkemizde genel ve katma bütçeli kuruluşlardan sağlık bakanlığı, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı, milli eğitim bakanlığı, diyanet işleri başkanlığı, üniversite gibi kuruluşlar sosyal hizmetleri yürütür. 3 ) kamu harcamalarının ekonomik tasnifi : 1 - reel harcamalar 2 - transfer harcamaları 1a- cari harcamalar 1b- yatırım harcamalar Reel harcamalar toplam talebin bir öğesini oluşturan ve bu niteliği ile cari dönem üretimini etkileyen harcamalardır. Çoğu kez tüketim harcamaları da denir. Esas olarak cari üretimden devletin bir pay alabilmek için ödediği fiyat niteliği taşır. Söz konusu harcamalar; devletin toplumsal ihtiyaçları karşılayabilmek ve üstlendiği diğer görevleri yerine getirebilmek için satın aldığı mal ve hizmetlerin son kullanım amacı ne olursa olsun, ele alınan dönem üretiminden aldığı bir paydır. Yatırım harcamaları; ekonominin üretim gücünü doğrudan arttırmaya yönelik harcamalardır. Gelecek dönemlerde kalıcı varlıklara yapılan harcamalar, yatırım niteliğinde olup sermaye mallarına ödemeler yada stok artırımı amacıyla yapılan harcamadır. Cari harcamalar; kısa dönemde doğrudan üretimi arttırıcı etkisi olmayabilen ve faydası bir dönemle sınırlı sayılabilecek harcamalardır. Bu harcamalar varolan üretim kapasitesini kullanmak için gerekli mal ve hizmetler için yapılır. Bazı harcamaların etki ve faydaları gelecek dönemlere sarktığı halde sermaye malları olarak ortaya çıkmamaları nedeniyle cari harcama olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla üretim gücüne katkısı açık olan ve bu özellikleri taşıyan eğitim ve sağlık gibi harcamalara kalkınma carileri denmektedir. Transfer harcamaları; maddi gelirde bir değişiklik oluşturmayan ve sadece satın alma gücünün bireyler ve sosyal gruplar arasında el değiştirmesine neden olan harcamalardır. Cari dönem üretimine karşı devlet tarafından doğrudan bir talep oluşturulmamakla birlikte bazı kaynakların devlet bütçesi aracılığı ile kişi ve kurumlar arası karşılıksız el değiştirmesi niteliğini taşıyan harcamalardır. ** kamu harcamalarında etkinlik ( fayda - maliyet analizi ) A ) fayda - maliyet analizinin kapsamı ve tarihi gelişimi; devletin kıt gelirlerinden en verimli faydayı alması için çeşitli görüşler zaman içinde oluşmuştur. Duks dupont ; tüketici rantını açıklayıp ( 19. yy’da ) kamu hizmetlerinin faydasının kişilerin bunlar için ödedikleri tutardan ibaret olmayıp, kişilerin ödemeyi kabul edecekleri maksimum tutara eşit olacağını ortaya koymuştur. İngilterede ise 1959 yılında G.P. Wibberley’in arazilerin ziraat ve şehir gelişmesi arasında tahsisi çalışmalarıyla, 1963 C.D. Foster ve M.E. Beesley tarafından Londra yer altı tren şebekesinin uzantısı olarak Victorya hattı inşasının ekonomik incelemesi ile gene 1960 yılında yol araştırma laboratuarının M1 karayolunun ekonomik değerlendirilmesi ile başlamıştır. B ) fayda ve maliyetlerde ekonomik kavramlar; kamu yatırımlarının büyüklükleri veri olarak alınırsa bunlara uygun değerleme tekniklerinin önemi küçümsenemez. 1844’de Dupuit’in “Bayındırlık işlerinin faydalarının ölçümü üzerine” adlı yazısı önemlidir. 1 - tüketici artığı kavramı ; Dupoit’in çalışmasına göre; bir malın bir kişi için faydasının, kişinin o mal için ödemeyi kabul edeceğini en yüksek fiyat olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kısaca fayda = ödenen tutar ve tüketici ortağının toplamlarıdır. Bir malın faydası; kişinin bu nal için ödeyeceği tutardan ibaret olmayıp, razı olacağı maksimum tutara eşit olacaktır. Daha sonra Marshall bu kavramı genişletip fayda analizi çerçevesine sokmuştur. M.’a göre tüketici artığı “ tüketicinin verilen bir mal miktarı için ödemeye hazır olduğu maksimum tutar ile gerçekte ödediği miktar arasındaki fark ” olarak tanımlamaktadır. Üretici ve tüketici artıklarının toplamı bize refah değişikliğinin bir göstergesini vermektedir. 2 - fayda maliyetlerde etkinlik ; faydayı kişilerin ödeme istekliliği ve maliyetlerinin tazmini toplamı idi. Fakat bu arada kişilerin gelirlerinin marjinal faydalarının değişebileceği üzerine Marshall çalışmış ve fiyat değişikliklerine göre gelirlerin marjinal faydasının zengin bir insan için fakir bir insanınkinden daha düşük olduğunu ortaya atmış ve bu nedenle de her fayda ve maliyeti ayrı ayrı bunlardan etkileyen kişilerin gelirlerinin marjinal faydalarının hesaplanması üzerinde durmuştur. 3 - fayda ve maliyetler ; piyasa firmalarında dış fayda ve dış zarar kolay tertip edilir. Yararlanana ödetilmeyen faydalar var ise bu dış faydadır. Aynı biçimde firmanın veya kuruluşun neden olduğu zararlar maliyetlerin içine katılamıyorsa bu da dış zarardır. Oysa kamu projelerinin pek çoğunda bedel ödenmez. Bu konuda kabul edilen ilke, dış kazançlardan sadece teknolojik nitelikte olanların dikkate alınması, buna karşılık teknolojik verimi etkileyen, sadece nisbi fiyatlar yoluyla gelir dağılımını etkileyen dış kazanç ve zararların proje tahlillerinde göz önüne alınma aşamasıdır. Para piyasaları; piyasa firmaları ürünlerinin faydalarının satış fiyatları ile ölçerler, üretimlerini arttırmaları halinde bu fiyatların geçerli olacağını kabul etmeleri çoğu zaman yanlış değildir. Firmanın piyasadaki payı büyük değilse ve ürünlerine talep esnekliği çok düşük değilse projelerin gerçekleşmesinden sonra ürün artışını piyasa fiyatından sürdürebilir. Oysa kamu yatırımlarında teknolojik bölünmezlikler yaygındır. Projenin gerçekleştirilmesi üretimde büyük artışlara neden olabilir ve piyasa fiyatı yani arz, miktar karşısında değişebilir. Gölge fiyatlar; bazı devlet projelerinde projelerin çıktılarının hesaplanabilmesi için piyasa fiyatlarından yararlanılabilir. Öyle çıktılar vardır ki eğer piyasa fiyatları kullanıma hazır değil ise bu çıktıları da parasal olarak değerlendirmek gerekiyorsa o zaman gölge fiyatları kullanılır. Örneğin 1 işçi 100 bin lira ücretle 1 saat fazla çalışmayı kabul ederse: bu kişinin 1 saat boş zamana verdiği değer en az 100 bin liradır. Ve bu kişinin boş zamanının gölge fiyatını bize verir. Maliyetlerin ölçülmesi: Geniş anlamda, kamu yatırım projesinin maliyeti, projeye tahsis edilen gerçek kaynakların en iyi seçenek kullanımının değeridir. Mümkün olan tüm seçeneklerde ve her birinden sağlanacak faydalarda kullanılacak kaynakların değeri piyasa fiyatı ile ölçülür. İdeal olarak kamu projelerinde kullanılan gerçek kaynaklar için piyasa fiyatları uygulanır. Piyasa fiyatlarının geçerliliği konusunda önemli şüpheler olduğu takdirde gölge fiyatları kullanılabilir. d) Fayda-Maliyet Analizi Teorisi Yapısı ve Uygulama Teknikleri: Fayda-maliyet analizi; Herhangi bir politikanın veya projenin sosyal fayda ve sosyal maliyetlerini ortak bir para cinsinden ifade etmek ve bunları karşılaştırmaya çalışmaktadır. Dolayısı ile fayda maliyet analizi uygulayan kamu kuruluşundan amacı proje sonunda toplumun en yüksek faydayı sağlaması iken, özel sektörde net kişisel kardır. Fayda-maliyet analizinin yapısını oluşturan öğeler; 1) Kişiler kendi refahları konusunda en iyi kararı yine kendileri verecektir. 2) Sosyal Refah Fonksiyonu; Kişilerin kendi refahlarının artan bir fonksiyonu olup başka bir şeye bağlı değildir. 3) Fayda-maliyet analizi etkinlik sorununu da içerir ve pareto iyileştirilmesi fayda-maliyet analizinin rasyonelliğini oluşturur. Diğer deyişle analiz talep eğrisindeki tazmin edici değişmelerin cebirsel toplamı yardımıyla ölçülebilen bir pareto iyileştirmesini amaçlar. Fayda-Maliyet Analizinin Teorik Yapısı: NFS = KÖHOT – TGM NFS: Net Sosyal Fayda KÖHOT: Kişilerin ödemeye hazır oldukları tutar. TGM: Tanzim edilmesi gereken tutar. (Fayda-maliyet analizinin maksimize etmeye çalıştığı miktarını net sosyal fayda olduğunu belirtmiştir) Anolistler tüketicinin ödeme arzusunu ölçüt olarak kullanmaktadırlar. Malların fiyatlarının tamamen olmasa da kısmen de olsa arzu edilen ödemeyi yansıttıkları varsayılabilir. Fayda=KÖHOT=Fiyat=MM olacaktır. MM: Marjinal maliyet demektir. Sosyal malların hemen hepsinin piyasası, fiyatları yoktur. Bunların gölge fiyatları kullanılacaktır. Toplam Tüketim Fazlası=Tüketici Fazlası+Fiili Ödemeler Fayda=Maliyet analizinde düşünülen kamu yatırım projelerinin gelecekteki faydalı ve maliyetleri parasal olarak tanımlanınca, her proje için faydaların ve maliyetlerin karşılaştırılması yapılabilir ve karara varılabilir. Fayda-Maliyet Analizi Uygulanacak Projelerde Zaman Faktörü: Analize konu olmuş projelerde nekrotik hesaplamalarda kolaylık için zamanın sürekliliği yerine; bölünebilir ve gelecekteki faydalar spesifik yıllarda meydana geldikçe incelenebilir. İlk yıllar inşaat aşaması olduğu için fayda olmaz, sonraki yıllarda faydalar önce artar, sonra belli düzeyde kalır ve düşer. Bir projenin gelecekteki gelir tutarı maliyetten düşükse hemen kabul edilmez (1+1) bileşik faiz getirisine bakılır. Fayda-Maliyet Analizinde Karar Vermede Kullanılan Yatırım Kriterleri Şu Kriterler Sayılabilir: a) Kesim Dönem Ölçütü: En yaygın kullanılandır. Özde ölçütün esası: Bu tür bir ölçüt kullanılacaksa, ilk önce belli bir süre saptanır. Bunun nedeni gelecekte; risk, belirsizlik veya teknolojinin yenilenmesi gibi faktörlerin ortaya çıkabileceği endişesi ile kesin bir dönem saptayıp bu dönem içerisinde getirisi en yüksek olan projeyi seçmektir. Bu ölçütün sakıncası; büyük yatırımlarda yani kuruluşu uzun dönem kapsayan ve ilk yıllarda fazla getirisi olmayan projelerin seçilme şansı düşüktür. b) Geri Ödeme (Geri Ödeme Haddi) Dönemi Ölçütü: Projeleri geri ödeme dönemleri itibariyle bir sıralamaya sokmak ve ödemesi en kısa olan projeyi seçmek mantığı ile çalışır. c) Yıllık Ortalama Getiri Ölçütü: Bunda projelerin oluşturdukları bütün faydalar dikkate alınır. Yıllık ortalama getiri haddinin hesabında bütün getiri rakamları olduğu gibi alındığında, bu yaklaşım hesaplamaya giren bütün rakamların belirsizlik açısından düzeltilmiş olduğu zımmen kabul edilmektedir. Bu yöntemde asıl değişkenler yatırım projesinin üretken ömrü ve ürettiği gayri safi faydanın, parasal değeridir. Bu ölçütte maliyetler hesaplamaların içine girmez, ancak maliyetleri eşit olan iki proje arasında bir tercih yapmada bize anlamlı sonuç verdirir. d) Net Yıllık Ortalama Getiri Ölçütü: Yukarıdaki ölçütte maliyetler dikkate alınmıyordu. Bu ölçütte değişkenler; projenin üreteceği toplam faydalar, projelerin üretken ömürleri ve maliyetleridir. Yıllık ortalama net getirisi yüksek olan tercih edilir. e) Son Değer Ölçütü: Bu ölçüt proje faydalarının ve maliyetlerinin bileşik faizle projenin son dönemine taşınması ile elde edilir. Buradaki son dönem projenin ekonomik ömrünün sonunu ifade etmektedir. SD+SD(B)-SD (K) SD(B): Son değer kamülatif faydası SD(K) Son değer kamülatif maliyeti SD: Son değer f) Net Bugünkü Değer Ölçütü: Hesaplamalarda şimdiki ve gelecekteki fayda ve maliyetler bu güne iskonto ettirilir. Fayda ve maliyetler farkının maksimum olduğu proje tercih edilir. GHD(B)-GHD(C)=NHB(B) GHD(B)= Gayri Safi Bugünkü Faydanın Değeri GHD(C)= Gayri Safi Maliyetlerin Değeri g) İç Kârlılık Oranı: Projeye ait fayda ve maliyet akımları içinde saklı olan getiri yüzdesinin hesaplamasını ve sonra bağımsız olarak elde edilen sosyal iskonto haddi ile karşılaştırılmasına dayanır. Diğer bir tanımla iç karlılık oranı net bugünkü değeri sıfıra eşit kılan iskonto haddidir. Yatırımın sosyal bakımdan karlı olabilmesi için iç karlılık oranı borçlanma maliyetinden büyük olması lazımdır. İKO>; (faiz haddi) olmalıdır. h) Fayda-Maliyet Oranı: Alternatif projeler farklı faydalar ve maliyetler verir ve her birinin fayda maliyet oranı dikkate alınarak faydalara göre sınıflandırma ve seçim yapma imkanı doğar. Bu durumda mutlaka en yüksek fayda maliyet oranı veren projenin seçilmesi gerekmez. Hesaplamalarda pay ve payda da yer alan fayda ve maliyetler yıllık maliyet bazında olmalı ve iskonto hadleri belirtilmelidir. I) Net Bugünkü Değer Oranı (Karlılık İndeksi) Yöntemi: Bu yöntem Net Bugünkü değer ölçütünün bir sakıncasının sonucu bu sakıncayı ortadan kaldırmak için geliştirilmiştir... bugünkü değer ölçütü, yatırımın büyüklüğünü göz önüne almama sakıncasını gidermek araç ile, bir yatırım önerisinin net bugünkü değerini, yatırımın bugüne indirgenmiş ilk yatırım tutarına oranlayarak bir oran bulmaya çalışır. BÜTÇE Bütçe; devletin bir yıllık süre içerisinde gelir tahminleri ile giderlerini gösteren ve bunların uygulanma ve yürütülmesine izin veren bir kanundur. Bütçe; devlet, vilayet ve belediye gibi kamu şahısları ile resmi ve özel teşekkül ve topluluklarının belirli bir devre içerisindeki gelir ve giderlerini tahmin eden ve bunların icrasına önceden izin veren bir kanun bir idari tasarruftur. Bu tanımdan şu örgeleri çıkarabiliriz: -Bütçe kamu tüzel kişileri ve özel kişiler için hazırlanmaktadır -Belli bir devre için hazırlanmasıdır -Bütçede yer alan tüm gelir ve giderlerin tahmini rakamlardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Çünkü bütçe gelecekteki rakamlarla uğraşır. -Bütçe gelir ve giderlerin icrasına önceden izin veren bir belgedir (Kamu için) -Bir kanun, bir idari tasarruftur görüşü ise kamu hukukçuları tarafından kanun olmayıp, şekli bakımdan kanun sayılabileceğini, bir kısmı ise; bütçe kavramındaki gelir ve gider kısımları birbirinden ayırarak gelir kısmını maddi olarak bir kanun, gider kısmını ise idari bir tasarruf olarak kabul eder. BÜTÇE ÇEŞİTLERİ Kamu kesimi ve özel kesim bütçelerini ayrı ayrı incelersek: Kamu Tüzel Kişilerinin Bütçeleri: Genel Bütçe: Devleti oluşturan merkezi devlet teşkilatının bütçelerinden oluşur. Yani Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve ona bağlı kurumlar, bakanlıklar gibi kuruluşların bütçelerinden oluşur. Bu tür bütçeler TBMM’nin onayına tabidir. Sayıştay’ın denetimine tabidir ve muhasebei umumiye kanunun hükümlerine tabidir. Katma Bütçeler (Mülhak Bütçeler) Ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olmaları ve kendine özgü gelir kaynakları olması nedeni ile genel bütçede ayrılırlar idari ve mali bağımsızlığa sahiptirler. Kotra Bütçeler; devlet bütçesinin adeta bir parçası olup ona benzerler, TBMM onayına tabidirler. Devlet bütçesinin tabi olduğu usullere, idari, siyasi ve kazai denetime tabidirler. Farkı; giderlerin özel gelirlerle karşılanması ve genel bütçe dışında idare olunmasıdır. Yalnız kotra bütçeli kurum ve idarelerin bütün giderlerinin özel gelirlerle karşılanması şart değildir. Sadece özel gelirlere sahip olmak katma bütçe ile idare edilebilmek için yeterlidir. Bunların gelir-giderleri arasındaki artı fark genel bütçeye gelir fazlası olarak aktarılır. Eksi ise harcama fazlası genel bütçeden karşılanır. Özerk Bütçeler: (s. 23) Özerk genel bütçeden gerek katma bütçelerden bağımsız olarak yapılan bütçelerdir. Yapı ve prensip itibariyle özel sektör bütçelerine yaklaşmaktadır. Katma bütçelilere nazaran daha geniş bir uygulama ve hareket serbestisine sahip bağımsız teşekküllerdir. Bu tür kuruluşları; iktisadi devlet kuruluşları sistemine dahil olanlar ve olmayanlar diye ikili bi bütçelerdir. Yapı ve prensip itibariyle özel sektör bütçelerine yaklaşmaktadır. Katma bütçelilere nazaran daha geniş bir uygulama ve hareket serbestisine sahip bağımsız teşekküllerdir. Bu tür kuruluşları; iktisadi devlet kuruluşları sistemine dahil olanlar ve olmayanlar diye ikili bir ayırıma dahil tabi tutacak olursak; iktisadi devlet sistemine dahil olan ve 440 sy. Kanunla kurulan bu kuruluşlar; sermaye ve iktisadi alanda faaliyet göstermeleri kıstasları esas olmak üzere teşekküller, müesseseler ve iştirakler olmak üzere sıralanabilir: İktisadi Devlet Sistemine dahil olmayan 440 sayılı kanunla kurulan kuruluşlar ise; T.C. Merkez Bankası, Futbol Federasyonu, BDDK gibi kuruluşlar için kullanılır. Bu tür kuruluşlara yaptığı veya ürettiği mal hizmet için özerklik verilmiştir. Her iki grupta genel ve katma bütçeden ayrı olarak kendi bütçelerini hazırlarlar. Bu kuruluşlar için özel hukuk kuralları geçerlidir. Parlemento onayı gerekmez. Sayıştay üzeri ve Sayıştay denetimine tabi değildir. Konsolide Bütçeler; Bir kuruluş bütçesi olmayıp kamu tüzel kişilerinin bütçelerinin birleştirilmesinden meydana gelen bir bütçe çeşididir. Ülkemizde sadece genel ve katma bütçeler konsolide bütçe içerisinde birleştirilmekte mahalli idareler ile özerk bütçeler dahil edilmemektedir. Ülkemizde konsolide bütçe harcamalarının hesaplanmasında genel ve katma bütçe ödenekleri toplanmakta, bu toplamdan hazine yardımları çıkarılmaktadır. Hazine yardımları genel bütçeden katma bütçelere yapılacak olan ödemeleri gösterdiğinden hesaplarda çifte kayıtı önlemek amacıyla bu yardımlar toplamdan çıkarılmaktadır. Mahalli İdare Bütçeleri: Türkiye’de mahalli nitelikteki mal ve hizmetleri devlet mahalli idarelere bırakmıştır. Federasyon devletlerde, bu hizmetler federasyona dahil devletlere bırakılmıştır. Türkiye’de ise belediyeler, il özel idareleri ve köylerdir. Bu idarelerin bütçeleri muhasebei umumiye kanununun 115. md. Göre bütçe olarak adlandırılır. Mahalli idareler bütçeleri TBMM’nden geçmeyip, mahalli idare meclisince onaylandıklarından yasal bir nitelikleri olmayıp idari işlem kabul edilirler. Belediye bütçeleri; belediye başkanları tarafından hazırlanır. Belediye encümenince incelendikten sonra tekrar başkana gönderilir. Son değişiklikler başkan tarafından yapılınca bütçe belediye meclisine sunulur. Aynen değiştirerek kabul ederler ya da reddederler. Meclis tarafından onay ve kabul edilen bütçe kararnamesi o yerlerin yerinin en büyük mülki amirinin onayı ile kesinleşir. Kesinleşen bütçenin bir nüshası vali tarafından içişleri bakanlığına bilgi için gönderilir. İl Özel İdarelerinin Bütçeleri ise; İl Daimi Encümeni tarafından incelenen kurum bütçesi daha sonra İl Genel Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilir. Bütçe İçişleri Bakanlığına gönderilir ve Bakanlık tarafından 30 gün içinde onaylanır. Bu süre içerisinde onaylamadan gelmeyen bütçelerde kendiliğinden onaylanmış kabul edilir. Köy bütçelerinin hazırlık, görüşme, onay ve uygulama aşamaları köy ihtiyar meclisi tarafından yapılır. Özel Kişilerin Bütçeleri: Kişilerin, ailelerin ve işletmelerin bütçeleri olmak üzere 3’e ayrılır. Kişisel bütçenin önemi; toplumun sosyo-ekonomik yapısı hakkında fikir vermesi yönündendir. Aile Bütçesinin önemi ise; geçim endekslerinin hazırlanması bakımındandır. Kamu-Özel Bütçe Farkı; Kamu kesiminde bütçe içerisinde yer alan giderler önce belirlenir, sonra giderlere uygun gelir kaynakları oluşturulur. Özel kesimde ise önce gelirler belirlenir, bu gelirlere uygun giderler belirlenir. Bunun nedeni kamu kesiminin gelir oluşturma yetkisidir. Kamu kesiminde bütçelerin büyük kısmında hukuki zorunluluk vardır. Özel kesim bütçelerinde ise; bütçe yapma konusunda zorunluluk yoktur. Bütçenin Fonksiyonları: -Ekonomik Fonksiyon -Sosyal Fonksiyon -Siyasal Fonksiyon -Denetim Fonksiyon -Hukuki Fonksiyon Bütçenin ekonomik ve sosyal fonksiyonu, devletin üretici olarak kamu ekonomisi aracılığı ile mal ve hizmet üretmesi ve vergiler yoluyla milli gelirin önemli bir kısmını kendisine aktarması olarak karşımıza çıkar. Siyasal fonksiyonu ile bütçenin siyasal otorite tarafından onaylanarak bütün devlet kurumları için yürürlüğe girmesi ifade edilir. Hukuki fonksiyonu dendiğinde de, bütçenin yasama organınca temsil edilen bir kanun olması dolayısı ile yürütme organının buna göre uygulaması anlaşılır. Aynı zamanda bütçenin denetim görevide vardır. BÜTÇE PRENSİPLERİ Bütçenin hazırlanma, görüşülme, onaylama, uygulanma ve denetim aşamalarını ilgilendiren uyulması bütçe başarısı açısından gerekli olan kurallardır. Bunlar; 1-Bütçenin Genellik Prensibi: Devletin gelir ve gider tahminlerinin tümünün ayrıntılarıyla bütçede yer almasına bütçenin genellik prensibi denir. Bütçe dışında hiçbir devlet geliri ve harcamasının bırakılmamasıdır. Tüm gelirler ortak bir havuzda toplanıp, tüm harcamalar yine bu havuzdan yapılır. Bu yöntemde gelirler ve giderler gayri safidir. Buna gayrisafi yöntemde denir. Gelirleri toplayan kuruluş, giderlerini düşüp bütçeye net gelir yazamaz ya da kuruluşlar bütçe ile aldıkları ödeneklere, kendi faaliyetlerinden gelirlerini ekleyerek harcamalarını çoğaltamazlar. Gelir ve giderlerin eksiksiz olarak yani, biriyle diğerini mahsup etmeksizin veya gelir arkasında gider ve gider arkasında gelir gizlemeksizin bütçeye yazılması halinde, bu ilke geçerlidir. Kamu kuruluşlarının gelir kaynağı oluşturup harcamalarını arttırması engellenmiştir. Yasama organınca kabul edilen miktarda harcama yapabilirler. Elde edilen gelir bütçeye aktarılır. Bu prensip hiçbir vergi gelirinin herhangi bir hizmete tahsis edilememesi sonucunu doğurur. Buna “adem-i tahsis yöntemi” de denir. Ör. Trafikten elde edilen gelirin trafiğe harcanmayıp genel bütçe gelir yazılması gibi. 2) Bütçenin Tekliği Prensibi: Birlik ya da yeknesaklık prensibi de denir. Devletin tüm gelir ve giderlerinin bir tek bütçede toplanması gösterilmesini ifade eder. Bazı maliyecilere göre, mahalli idareler ve KİT’lerin ayrı bütçesinin olmasını bütçenin tekliği ilkesinin ayrıcalığı görürler. Bu yanlıştır. Şöyleki; yerel yönetimlerin ayrı bir kamu hizmeti kademesi olduğu için bütçesininde ayrı olması doğaldır. KİT’ler ise ticari ve sınai olan da piyasa şartlarına göre faaliyette bulunan piyasa işletmeleridir. Ayrı bir bütçelerin olması ve buna uymaları gerekir. Bütçenin tekliği ilkesinin ayrıcalıkları; katma bütçeli kuruluşların bütçeleri; döner sermayeli işletmeler ve fonlardır. Nedeni bu kuruluşların genel (merkezi) bütçe dışında gelir ve giderlerini gösterir ayrı bütçelerinin olmasıdır. Yani merkezi hükümet kademesinde kamu faaliyeti gören bu kuruluşların genel bütçeden ayrı bütçeleri vardır. 3-Bütçenin Yıllık Olması Prensibi: Bütçe gelir ve giderlerine ilişkin izin ve yetkilerin bir yıl için verilmesini öngören prensiptir. Bir yıllık dönemin genel olarak kabul edilme nedeni hasat, iklimler gibi doğal olayların akışı ile ekonomik faaliyetlerin planlanmasında ve hesaplanmasında yaygın bir zaman ölçüsü olmasındandır. 4-Bütçede Önceden İzin Alma Prensibi: Belli bir döneme (mali yıla) ait harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, yasama organınca o mali yıl başlamadan önce bir bütçe yasası ile yürütme organına verilmesi, önceden izin alma ilkesi olarak adlandırılır. 5-Bütçenin Açıklığı Prensibi: Bu ilke; bütçe tahminlerinin ve bütçe uygulama sonuçlarının incelemek isteyen herkes tarafından kolayca anlaşılacağı şekilde düzenlemesini gerektirir. 6-Bütçenin Samimiyet Prensibi: Maliye Bakanlığınca bütçe tahminlerinin doğruyu ve gerçeği yansıtabilecek biçimde hazırlanması gerekir. 7-Bütçenin Doğruluk Prensibi: Bütçede yer alan gelir ve gider tahminlerinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara uygun olmasıdır. Böylece doğru tahmin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulların bozulmadan iyileşmesini sağlayacaktır. 8-Bütçenin Denkliği Prensibi: Bütçede gelir ve giderlerin eşit olması gerekir. Bütçe tahminlerinde veya başlangıçta hazırlanan bütçenin denk olması bütçenin uygulama sonuçlarının denk olacağı anlamını taşımaz önemli olan bütçe uygulama sonuçlarında sağlanan denkliktir. Bu denklik aynı zamanda bütçede samimiyet, doğruluk ilkelerine uyulduğunu gösterir. 9-Bütçenin Aleniliği Prensibi: Bütçe tasarısının hazırlanmasından başlayarak kesin hesap kanununa kadar geçen sürece ortaya çıkan bütün belgelerin gerçek durumu yansıtacak biçimde yayınlanması gerekir. Böylece bütçe ile ilgili bilgiler kamuoyunun dikkatine ve bilgisine sunulmaktadır. 10-Bütçenin Tasarruf Prensibi: Bütçe lüks ve savurgan giderleri önlemelidir. Belli bir gider ile en yüksek fayda ya da belirli bir faydanın minimum giderlerle elde edilmesini sağlayacak biçimde uygulanmalıdır. TÜRKİYE’DE BÜTÇE UYGULAMASI Bütçenin Hazırlanması: Dünyada parlamenter rejimlerde bütçenin yasa olması nedeniyle yürütme organınca hazırlanması esastır. Ancak taslağın hazırlanması güç ve teknik bir iş olduğu için yasayla bu görev hükümetlere verilmiştir. Türkiye’de Bütçe Hazırlığı Süreci: Ülkemizde bütçe çalışmaları; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp Başbakan Onayı ile yayınlanan, bütçe hazırlıklarında dikkat edilecek ilkeleri belirten Bütçe çağrısı ile başlatılır. Kuruluşlar bütçelerini Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberinin belirlediği ilkeler doğrultusunda yaparlar. Maliye Bakanlığıda kendi bütçesini ve ilerde anlatılacak olan genel bütçe için gelir bütçesinin hazırlıklarını yürütür. M.B. kendi bütçelerini hazırlayıp, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne teslim eder. Kuruluşlar cari ve transfer ödenekleri ile ilgili önerilerini Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne sunarken, yatırım harcamaları ile ilgili isteklerini DPT (Devlet Planlama Teşkilatına) yaparlar. Bu istekler incelenip onaylandıktan sonra bu kuruluşlar tarafından Maliye Bakanlığına gönderilir. Maliye Bakanlığı, bu yatırım projeleri için DPT tarafından belirlenen ödenekler olduğu gibi kuruluşların bütçelerine koyarlar. DPT, yıllık program hazırlıkları ile birlikte, kuruluşların yatırım projelerini ve bunlara ilişkin ödenek önerilerini plan ilkeleri doğrultusunda inceler ve değerlendirir. DPT’nca onaylanan yatırım projeleri ve bunların ödenekleri; bütçe yasa taslağı Bakanlar Kuruluna sunulmadan önce, bütçede yer alabilmeleri için Maliye Bakanlığına gönderir. Yatırım ödenekleri DPT’ye sunulduktan sonra Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müd.’lüğüne (Maliye Bakanlığı) gönderilir. Cari ve transfer ödenekleri üzerinde, kuruluş yetkilileri ile M.B. devlet bütçe uzmanları arasında bütçe görüşmelerinde bilgi alış verişi değerlendirme ve pazarlık sonucu anlaşma sağlanır. Anlaşma sağlanamazsa; sorun Bakanlar ile Maliye Bakanı arasında ve gerekirse Başbakan düzeyinde sonuca ulaştırılır. Maliye Bakanlığında gelirlerin tahmini ve gelir bütçesinin hazırlanması Gelirler Genel Müdürlüğünün görevidir. Tahminlerin yapılmasında genellikle 2 yöntem uygulanır. 1) Otomatik usuller yöntemi; bu yöntemde kendi içerisinde, a) bir önceki bütçe gelirlerinin aynen alınması usulü b) Gelir artışlarının ortalamasını dikkate alan otomatik yöntem (son birkaç yılın gelir artışlarının ortalamasının son yıl gelirleriyle çarpılması sonucu bulunur) c) Ortalama usül: (Son birkaç yılın gelirlerin ortalaması alınır. Bu ortalama yeni bütçenin gelir tahmini makamı olarak kabul edilir.) 2) Takdir usulüdür. Ekonomik bazı verilerden yararlanarak hiçbir usül dikkate alınmadan gelirlerin tahmindir (istatistiklerden, milli gelir ve milli muhasebe rakamlarından ve diğer milletlerarası her türlü verilerden yararlanılır) Bu iki yöntem rakip değil birbirini tamamlayıcı olarak kullanılır. M.B. gelirlerin tahmininde karma bir sistem uygulamaktadır. Bakanlık tahmini içinde bulunduğu yılın ilk 8 aylık gerçekleşen gelirlerine bir evvelki yılın son 4 aylık gerçekleşen gelirlerini ekleyerek gelecek yılın tahmini gelirlerini elde etmektedir. Bakanlık uygun gördüğü miktarda kalemlerden indirim ya da artırım yapabilir. M.B. gelir ve gider bütçelerini, bütçe yasası metnini ve ilişik belgeleri birleştirip yıllık bütçe tasarısını oluşturur ve TBMM’ne sunulmak üzere Bakanlar Kuruluna teslim eder. Anayasanın 162. md. Göre genel ve katma bütçe tasarıları ve milli bütçe tahminlerini gösteren raporun mali yılın başından en az 75 gün önce Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulmasını öngörmektedir, yani engeç 17 Ekimde bütçe tasarılarının TBMM’ne sunulması gerekmektedir. Bütçenin Yasama Organından Geçirilmesi: Parlamenter rejimlerde bütçenin görüşülüp onanma yetkisi yasama organına aittir. Parlamenter olmasına karşın bu yetki fiilen yürütme organında da olabilir. Yasama organının yetkisi 1) Bütçeyi yürütme organından geldiği gibi aynen kabul etmek 2) yasama organı bütçeyi arama yetkisine fiilen sahip olmakla birlikte bu yetkisi sınırlı ve kısıtlıdır. Bu sınırlama bütçeyi red veya kabul edememe anlamına gelmez. Ancak belirli kurallara uyularak değiştirilmesi söz konusudur. 3) Yasama organı bütçeyi istediği gibi değiştirebilir. Bu farklı görüşler ülkelerin benimsedikleri siyasal yönetim biçimlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde bütçe tasarısı; Bakanlar Kurulunca, TBMM’ne sunulduktan sonra, incelenmek üzere, Bütçe Komisyonuna gönderilir. Bu komisyon 40 kişiden oluşur. Komisyonun kuruluşundan iktidar grubuna veya gruplarına 25 üye verilmek koşulu ile, siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsil göz önünde tutulur. Bütçe komisyonunda en çok 55 gün süre ile bütçe tasarısı üzerinde görüşmelerde bulunur ve gerekli değişiklikler yapılır. Bütçe üzerinde gider arttırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler, meclis genel kurulunda yapılamazken, bu komisyonda yapılabilir. Bütçe yasa tasarısı TBMM’nce kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı onayına sunulur. Cumhurbaşkanı diğer yasalar için sahip olduğu yetkiyi, 15 gün içinde bir daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderme (veto) hakkını bütçe yasası söz konusu olduğunda kullanamaz. İmzadan sonra R.G.’de yayınlanan bütçe, mali yıl başı olan 1 Ocak tarihinde yürürlüğe girer. Bazen bütçeler reddedilir, gelir toplanması ve giderlerin yapılabilmesi için geçici bütçe kabul edilinceye kadar, geçmiş yıl bütçesinin belli bir tutarının (2/12, 3/12, 4/12’sinin) uygulanmasının sürdürülmesi gelirlerin toplanması ve giderlerin yapılması konusunda hükümete yetki ve izin veren bir yasadır. Bunların hazırlanmasında ivediliği nedeniyle bu yöntem uygulanmaz. Yasama organına sunulması ve görüşülüp onanmasında bütçe için izlenen yol ve yöntemin çok kısaltılarak aynen izlenmesi gerekir. Onandıktan sonra Cumhurbaşkanınca veto hakkı kullanılmaksızın mali yıl başında RG’de yayınlanıp yürürlüğe girer. Geçici bütçe sonra çıkarılacak mali yıl bütçesine eklenir ve böylece hukuki varlığı sona erer. KAMU GELİRLERİ 1) VERGİLER: Kamu yönetimlerince kamu gereksinimlerini karşılamak amacı ile, belli bir hizmet karşılığı olmaksızın, yasalara dayalı olarak kişi ve kurumlardan devletin veya vergilendirme yetkisine sahip kamu kuruluşlarının egemenlik haklarına dayanarak zorla almış oldukları paralardır. Verginin özellikleri; 1-Kamusal ihtiyaçlarının karşılanması, vergi alınmasının temel nedenidir. 2-Cebir (zor) ögesine dayanması. Bu cebir devletin egemenlik hakkına dayalı yasayla düzenlenen bir ögedir. 3-Verginin karşılıksız olması, kamusal malların finansman özelliğini yansıtmaktadır. Vergi karşılığı mükellefler bir mal veya hizmet telsini isteyemez. 4-Kesin olması; verginin geri ödemesi mümkün değildir. 5-Özel ekonomilerden kamu ekonomisine yapılan bir transferdir. 6-Verginin parasal bir transfer olması da çağımıza özgü bir özelliktir. Geçmişte mal ve hizmetle ödenen vergi günümüzde tamamen para ile ödenmektedir. 2) HARÇLAR Kamu yönetimlerince belirli kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla bu hizmetlerden yararlananlardan yasaya dayalı olarak zorla tahsil edilen paralardır. Vergide belli bir karşılığın bulunmaması ilkesi benimsenirken harçta belirli bir karşılığın bulunması söz konusudur. Harca bir fiyat ya da ücret olarak bakılamaz, çünkü alınan harç görülen hizmetin maliyetinin çok altında kalmaktadır. 3) RESİMLER Belli bir hizmetin veya işin görülmesi için yetkili makamlardan alınan izin karşılığı ödenen bir paradır. Harçla alınan bedel iken, resim belli bir hakkın elde edilmesi, veya izin karşılığı ödenmektedir. Uygulamada resim bazen vergilere, bazen harçlara çok yaklaşmıştır, daha çok yerel yönetimlerin

10 Mayıs 2007 Perşembe

GELİR VERGİSİ KANUNU

GELİR VERGİSİ

Tanımı : Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılında elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir.
Gelirin Unsurları :
1. Ticari Kazanlar 2. Zirai Kazançlar 3. Ücretler 4. Serbest Meslek Kazançları 5 G.menkul Sermaye İratları 6 . Menkul Sermaye İratları 7. Diğer Kazanç ve İratlar.
Ticari kazançlar tahakkuk esasına göre vergilendirilirken diğer bütün unsurlar tahsil sasına göre vergilendirilir.
Mükellefiyet
Tam Mükellef : Aşağıda yazılı olan kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilir.
Türkiye de yerleşmiş olanlar, (İkametgahı Türkiye de bulunanlar ile bir takvim yılında Türkiye de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar).
Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye de bulunan teşebbüslere bağlı olup bunların işleri dolayısıyla yabancı memlekette oturan Türk vatandaşları.
Dar Mükellef : Türkiye de yerleşmiş olmayanlar gerçek kişiler sadece Türkiye de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilir.
Gelir Nazariyeler :
Kaynak Nazariyesi :Gelir belli bir kaynaktan sürekli olarak elde edilen ve bir üretim faktörüne ait gelirdir. Buna göre, emek, sermaye,tabiat ve müteşebbis üretim faktörlerinin belli bir dönemde yarattıkları hasılanın asıl kaynağın amortismanı indirildikten sonra kalan kısmı pay olarak her bir üretim faktörünün geliridir. Hasıladan ayrılan emek payına ücret, sermaye payına faiz, tabiat payına kira ve müteşebbis payına da kar denir. Bu halde bir üretim faktörüne dayanmayan hasılalar (bağış,ikramiye)gelir sayılmamaktadır.
Artış Nazariyesi : Bir kişini dönem başındaki mal varlığı ile dönem sonundaki mal varlığı arasındaki olumlu farktır.
Gelir vergimizde ağırlıklı olarak kaynak nazariyesine yer verilmiştir. Yedi gelir unsurundan sadece sair kazanç ve iratlarda artış nazariyesi kabul edilmiştir.
Esnaf Muaflığı : Ticaret ve sanat erbabından aşağıda yazılı şartları taşıyanlar gelir vergisinden muaftır:
Motorlu taşıt araçları kullanmamak kaydıyla gezici olarak veya bir iş yeri açmaksızın perakende ticaret ile iştigal edenler.
Bir iş yeri açmaksızın, gezici olarak ve doğrudan doğruya tüketiciye iş yapan, kalaycı,hallaç,lehimci,çilingir, kundura boyacısı, hamallar gibi küçük sanat erbabı
Köylerde gezici olarak her türlü sanat işleriyle uğraşanlar aynı işleri bir iş yeri açmak suretiyle yapanlar (Ancak bunların 47. maddede belirtilen basit usulde vergilendirmeyi gerektiren genel şartları taşımaları gerekir).
Hariçten işçi almamak, devinim sağlayan kuvvet kullanmamak şartı ile oturdukları evde havlu, örtü,çarşaf,halı, kilim,örgü, dantel,süpürge, sepet imal edenler ve bunları dükkan açmaksızın satanlardan 47 maddede belirtilen basit usulde vergilendirmeye gerektiren genel şartları taşıyanlar.
Bir iş yeri açmaksızın gezici olarak milli piyango bileti satanlar.
Esnaf muaflığından yararlanan esnaflar, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinden aldıkları belgeleri saklamak zorundadırlar.
Diplomat Muaflığı : Yabancı devletlerin Türkiye de bulunan elçi, konsolos ile elçilik ve konsolosluklara mensup olan ve o ülkenin uyruğunda olan memurları.
Ücret İstisnası ; Yukarıdaki maddeye girmeyen memurlarının ücretlerinde sadece bu işlerinden doğan kısımları G.V. inden istisna edilmiştir.
Ticari ve Zirai Kazançlarda Yatırım İndirimi İstisnası :
Ticari ve zirai kazançları bilanço esasına göre tespit edilen G.V ve K.V mükellefleri (dar mükellefiyete tabi olanlar dahil) faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerinin % 40 ını vergi matrahlarının tespitinde ilgili kazançlarından yatırım istisnası olarak indirim konusu yaparlar. Yatırım istisnası uygulamasına, istisnaya konu iktisadi kıymete ilişkin harcamaların yapıldığı yılda başlanır ve indirilecek tutara ulaşıncaya kadar devam olunur.Yatırım harcamalarının yapıldığı yılın vergi matrahına ilişkin vergi matrahının tespitinde kazancın yetersi olması nedeniyle dikkate alınamayan istisna tutarı, izleyen dönemlerde, bu dönemlerde DİE TEFE meydana gelen artış oranında arttırılarak dikkate alınır.Enflasyon düzeltmesi uygulanacağı dönemlerde, istisnanın hesaplanmasında iktisadi kıymetin aktife alındığı hesap dönemi sonundaki düzeltilmiş değeri dikkate alınır.Ancak iktisadi kıymetin aktife alındığı hesap döneminden önceki hesap dönemlerinde yapılan harcamalar, yapıldıkları dönem sonundaki düzeltilmiş değerleri ile dikkate alınır.İzleyen dönemlerde enflasyon düzeltmesi nedeniyle bu harcamalardan kaynaklanan farklar üzerinden yatırım indirimi istisnası hesaplanmaz.
Aşağıda yazılı iktisadi kıymetler için yatırım istisnası hesaplanmaz:
1. Bedeli 6 milyar dan az olan iktisadi kıymetler,
2. Yurt içinde veya yurt dışında daha önce kullanılmış olan iktisadi kıymetler,
3. Mal ve hizmet üretimi ile doğrudan ilgili olmayan alet, edevat, demirbaş ve mobilya
4. Gayri maddi haklar ile ekonomik ömrü 5 yıldan az olan özel maliyet bedelleri.
5. Bedelsiz iktisap edilen iktisadi kıymetler,
6. Mal ve hizmet üretimi dışında kullanılmak üzere satın alınan veya inşa edilen gayri menkuller.
7. Arazi ve arsalar
8. İşletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayan taşıt araçları
9. Yurt dışındaki yatırımlarda kullanılmak üzere alınan iktisadi kıymetler.
Yatırım indirimi istisnasına konu iktisadi kıymetleri aktife alındıkları tarihten itibaren iki yıl içinde elden çıkaran mükellefler, bu iktisadi kıymetler için yatırım istisnasından yararlanamazlar.
Gayri menkul Sermaye İradında İstisna : Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın 1.800.000.000. TL sı (geçerlilik 01.01.2004)G.V. nden müstesnadır. Ticari, zirai veya serbest meslek kazancını yıllık beyanname ile bildirenler bu istisnadan yararlanamazlar.
Menkul Sermaye İradında İstisna : Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile bu sitemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin % 25 i, merkezi Türkiye de bulunun diğer sigorta şirketlerinden on yıl süreyle prim ödeyenler ile vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerden dolayı ayrılanlara yapılan ödemelerin % 10 G.V. nden müstesnadır.
Tam mükellef kurumlardan elde edilen; her nevi hisse senetlerinin kar payları,İştirak hisselerinden doğan kar payları (Ltd şirket ortaklarının, iş ortalıklarının, komanditerlerin kar payları) ve kurumların Yönetim Kurulu başkan ve üyelerine dağıtılan kar paylarının yarısı G.V nden müstesnadır.İstisna edilen tutar üzerinde tevkifat yapılır ve tevkif edilen kısım kar payının yıllık beyanname ile bildirilmesi halinde ödenecek vergiden mahsup edilir.
Ücretlerde İstisnalar :
Gelir vergisinden muaf olanların veya gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçilerin yanında çalışan işçilerin ücretleri,
Toprak altı işletmelerinde çalışanların toprak altında çalıştıkları süreye tekabül eden ücretleri
Hizmetçilerin ücretleri
Hizmet erbabının toplu olarak iş yerine getirip götürülmesi amacıyla yapılan taşıma giderleri
Kanunla kurulan emekli sandıkları ve SSK nun da belirtilen sandıklar tarafından ödenen emekli, dul ve yetim aylıkları
Gider Karşılıklarında İstisnalar :
Harcırah kanununa tabi kurumlar tarafından harcırah ve yolluk olarak yapılan ödemeler,
Harcırah Kanunu dışında kalan müesseseler tarafından Y.K. Başkan ve üyeleri, denetçileri ve hizmet erbabına verilen gerçek yol giderlerinin tamamı, yemek ve yatmak için verilen gündeliklerin aynı aylık seviyesindeki devlet memurlarına verilen gündelik tutarına kadar olan kısımları,
Kanunla kurulan emekli sandıklarından maaş bağlanamamış olanlara verilen ikramiyeler
Çocuk zamları, evlenme ve doğum yardımları
Kıdem tazminatlarının tamamı ve 5953 sayılı kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının 24 aylığı aşmayan kısımları,
Sakatlık İndirimi : Çalışma gücücünün an az % 80 inin kaybedenler 1. derecede, % 60 ını kaybedenler 2 derecede, % 40 ını kaybedenler 3. derecede sakat sayılır ve aşağıda belirtilen tutarlar aylıklarından indirilir.
1.derece sakatlar için 440, 2 derece sakalar için 220, 3 derece sakatlar için 110.000.000 TL
Vergi Karnesi Esası : İndirimlerden faydalanmak isteyenler vergi karnesi almak zorundadırlar.
Kanunun 2. maddesinde belirtilen kazanç ve iratları elde edenler(istisna ve muafiyetlerden faydalananlar dahil) vergi karnesi almak ve G.V. yönünden durumlarını ve bu durumda meydana gelecek değişiklikleri karnelerine yazdırmak zorundadırlar.
Ticari Kazançlar :
Tanımı : Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazanç ticari kazançtır.
1. Maden, kireç, taş ocakları, kum çakıl üretim yerleri,
2. Özel okul ve hastane işletmeciliği
3. Gayri menkul alım satımı ve inşa işleriyle devamlı uğraşanlar.
4. Kendi nam ve hesaplarına devamlı suretle menkul kıymet alım satımı ile uğraşanlar
5. Kollektif ve adi şirket ortakları ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde komandite ortakların kar payları
Ticari Kazanç gerçek usulde veya basit usulde tespit edilir.
Gerçek Usulde ticari kazancın tespiti; Bilanço Esası ve İşletme Hesabı Esasına göre yapılır.
Bilanço Esasına Göre Ticari Kazancın Tespiti : Bilanço esasına göre ticari kazanç, işletmenin öz sermayesinin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki olumlu farktır.Bu süre içinde işletme sahip ve sahiplerince; işletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir, işletmeden çekilen değerler ise bu farka ilave edilir.
İşletme Hesabı Esasına Göre Ticari Kazancın Tespiti : İşletme hesabı esasına gör ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki olumlu farktır. İşletme hesabı esasında sadece bir defter tutulur ve sol tarafa giderler sağ tarafa ise hasılat yazılır. Giderler içinde satın alınan mallar ve yapılan hizmetler karşılığında ödenen paralar, hasılat tarafından ise satılan mal veya yapılan hizmet karşılığında alınan paralar yer alır.Mal alım satımı yapanlarda dönem sonu mal mevcudu hasılat kısmında, dönem başı mevcudu ise gider tarafına kaydedilir.
Gerçek Usulde Ticari Kazançtan İndirilecek Giderler :
Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan giderler,(iş yeri kirası, personel ücretleri, kırtasiye, ısıtma giderleri gibi)
Çalışanların iş yerindeki beslenme, barınma, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri
İşle ilgili olmak şartıyla, sözleşme, ilam veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.
İşle ilgili olarak ve işin gerektirdiği ölçüde yapılan seyahat ve ikamet giderleri
Kiralama veya satın alma yoluyla elde edilen taşıt araçlarının giderleri
İşletmeyle ilgili olmak şartıyla, bina, arazi ve belediye vergi ve harçları
VUK göre ayrılan amortismanlar
Sendikalar Kanununa göre ödenecek sendika aidatları
Gider Olarak İndirilemeyecek Ödemeler :
İşletme sahibi, eşi veya çocuklarının işletmeden çektikleri para ve değerler,
İşletme sahibinin kendisine, eşine ve küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar,
İşletme sahibinin işletmeye koyduğu sermaye üzerinden yürütülecek faizler,
İşletme sahibinin, eşinin veya küçük çocuklarının işletmede cari hesap veya diğer şekillerdeki alacakları üzerinden yürütülecek faizler,
Her türlü para ve vergi cezaları ve işletme sahibinin suçlarından doğan tazminatlar ( Sözleşmelerde cezai şart olarak belirtilen tazminatlar ceza sayılmaz)
Her türlü alkol, alkollü içkiler , tütün ve tütün mamullerinin reklam giderlerinin % 50 si
Kiralama veya satın alma yoluyla elde edilen işletme kayıtlarında yer alan ancak işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayan yat,tekne,uçak gibi taşıtların giderleri ve amortismanları
Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddî ve manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri.
Birden Fazla Takvim Yılına Sirayet Eden İnşaat ve Onarım İşleri : Birden fazla yıla sirayet eden inşaat ve onarım işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kesin olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılır. Bu durumda bu işlerin hasılat ve giderlerini ayrı bir defterde veya defterin ayrı yerlerinde göstermek zorundadırlar. Birden fazla yıla sirayet eden inşaat ve onarım işlerinin diğer işlerle birlikte yapılması halinde, genel giderler ve amortismanlar; bu işlerin harcamalarının veya satış tutarlarının nispetinde, amortismanlar ise amortismana tabi kıymetlerin bu işlerde kullanıldığı gün sayısına göre dağıtılır.İnşaat ve onarım işlerinde, geçici kabulün yapıldığı tarih, geçici ve kesin kabul söz konusu olmadığı halde işin tamamlandığı veya bırakıldığı tarih işin bitim tarihi olarak kabul edilir.
Ticari Kazancın Basit Usulde Tespiti : Basit usulde ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler ile satın alınan malların alış bedelleri arasındaki farktır. Bu fark, yapılan faaliyetle ilgili olarak VUK na göre alınması ve verilmesi gereken alış, giderler ve hasılata ilişkin belgelere göre hesaplanır. Bu mükellefler VUK nun defter tutma dışındaki diğer yükümlülükleri yerine getirmede 2. sınıf tüccar hükümlerine tabidir. Basit usule tabi olanların, sahte veya içeriği itibariyle yanıltıcı belge düzenlediği veya kullandığı tespit edilenler, bu hususun kendilerine tebliğini takip eden ay başından itibaren 2. sınıf tüccarlara ait hükümlere tabi olurlar.Basit usule tabi olmanın herhangi bir şartını kaybedenler, ertesi takvim yılı başından itibaren gerçek usulde vergilendirilirler. Bu usulün şartlarına haiz olanlardan bu şarttan yararlanmak istemediklerini bildirenler, takip eden ay veya yıl başından itibaren, yeni işe başlayanlar ise işe başlama tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirilirler. Herhangi bir şekilde gerçek usulde vergilendirilenler bir daha basit usule geçemezler.
Basit Usule Tabi Olmanın Genel Şartları :
Kendi işinde bilfiil çalışmak veya bulunmak,
İş yerinin mülkiyetinin kendisine ait olması halinde emsal kira bedeli, kiralanmış olması halinde yıllık kira bedeli toplamı büyük şehir belediye sınırları içinde 1.000.000.000 TL yı, diğer yerlerde 720 milyon TL yı aşmamak.
Ticari, zirai veya mesleki faaliyetlerden dolayı gerçek usulde G:V. ne tabi olmamak.
Basit Usule Tabi Olmanın Özel Şartları :
Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satanların yıllık alımları tutarının 15 milyar TL yı veya yıllık satışları tutarının 20 milyar TL yı aşmaması,
Yukarıda bentte yazılı işler dışında iştigal edenlerin bir yıl içinde elde ettikleri gayr safi iş hasılatının 7,5 milyar TL yı aşmaması
Yukarıdaki iki bentte yazılı işlerin birlikte yapılması halinde, yıllık satış tutarları ile iş hasılatı toplamının 15 milyar TL yı aşmaması.
Aşağıda Yazılı Olanlar Basit Usulden Yararlanamazlar :
Kollektif şirket ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortaklar.
İkrazat işleriyle uğraşanlar,
Altın ve değerli madenlerle iştigal edenler
Kamu İdareleri, İKM, Ticaret şirketleri, iş ortaklıklarına karşı inşaat ve onarım işlerini taahhüt edenler.
Her türlü ilan ve reklam işleriyle iştigal edenler.
Gayri menkul alım satımı ile uğraşanlar.
Maden ocakları, kireç, taş ocakları, kum, çakıl ve tuğla üretim yerleri
Her türlü tv, çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim malı satanlar
Zirai Kazanç :Zirai faaliyetlerden doğan kazanç zirai faaliyettir.Kollektif şirketlerle adi ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler zirai faaliyetlerle iştigal etseler bile çiftçi sayılmazlar.Zirai faaliyet ile iştigal eden kollektif şirketlerin ortakları ile komandit şirketlerin komandite ortaklarının şirket kazancından aldıkları pay ticari kazanç sayılmaktadır.
Zirai Kazançta Vergileme : Çiftçilerin elde ettikleri kazançlar, hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilmektedir. 54 maddede belirtilen büyüklüğü aşanlar ve biçerdöver veya benzeri araçlar ile on yaşına kadar iki adet traktöre sahip olan çiftçiler gerçek usulde vergilendirilir.Kazançları gerçek usulde vergilendirilmeyen çiftçiler yazılı olarak vergi dairesine talepte bulunmak kaydıyla izleyen vergilendirme dönemi başından, yeni işe başlayanlar başlama tarihinde gerçek usule tabi olurlar.54. maddede yazılan ölçüleri aşanlar takip eden vergilendirme döneminde gerçek usule, bu ölçülerin altına düşenler ise takip eden vergilendirme döneminde hasılatları üzerinden tevkifat yapılmak üzere vergilendirilir.Zirai kazancı gerçek usulde tespit edilen mükellefler ölçülerine veya isteklerine göre Bilanço veya İşletme Hesabı Esasına göre defter tutarlar.
Ücretler : Ücret, işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilen menfaatlerdir.Ücretin, ödenek, tazminat, kasa tazminatı, prim, ikramiye şeklinde tespit edilmesi onun mahiyetini değiştirmez.Önceden yapılmış ve gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve sağlanan menfaatler, Y.K, D.K ve tasfiye kurulu üyelerine sağlanan ve ödenen paralar, sporculara transfer ücreti veya başka adla yapılan ödemeler.
Ücretlerden Yapılacak İndirimler : Ücretin gerçek safi değeri işveren tarafından verilen ve sağlanan değerlerden aşağıdaki unsurların çıkarılmasından sona kalan miktarıdır.
Oyak ve benzeri kuruluşlara yapılacak yasal kesintiler.
Kanunla kurulan emekli sandıklarına yapılacak kesintiler.
Bireysel emeklilik sistemine ödenecek katkı payları
Sendikalar Kanununa göre sendikalara ödenen aidatlar
Aşağıda yazılı hizmet erbabının safi ücretleri, takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarının % 25 idir.
Kazançları basit usulde tespit edilenlerin yanında çalışanlar,
Özel inşaat sahiplerinin ücretle çalıştırdığı işçiler,
Gayri menkul sermaye iradı sahibinin yanında çalışan işçiler
Serbest Meslek Kazançları :
Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.Serbest meslek faaliyeti, sermayeden ziyade şahsi çalışmaya ilmi ve mesleki bilgiye dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin iş verene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.Kollektif, adi şirket veya adi komandit şirketler tarafından yapılan serbest meslek faaliyetleri sonucu elde edilen kazançlar da serbest meslek kazancı sayılır.
Serbest Meslek Kazancının Tespiti : Bir hesap dönemi içinde, serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil olunan paralar, ayınlar ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır.Amortismana tabi iktisadi kıymetin elden çıkarılması halinde fark vergilendirilir. Kazançlar VUK na göre tutulan Serbest Meslek Kazançları Defterine göre tespit edilir.
Mesleki Giderler : Mesleki kazancın tespitinde aşağıda belirtilen giderler hasılattan indirilir:
Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame edilmesi için ödenen genel giderler(İkametgahlarının bir kısmını işyeri olarak kullananlar, kiranın tamamını ve ısıtma ve aydınlatma giderlerinin yarısını gider kaydederler.İşyeri kendisine ait olanlar amortismanı, iş yeri kendi mülkü olup bunun bir kısmını iş yeri olarak kullanıyorsa amortismanın yarısını gider kaydedebilir.)
Çalışanların iş yerinde beslenme barınma ve ilaç giderleri,
Mesleki faaliyetle ilgili seyahat ve ikamet giderleri,
Mesleki faaliyette kullanılan, tesisat, demirbaş eşya ve envantere kayıtlı taşıtlar için ayrılacak amortismanlar.
Kiralanan veya envantere kayıtlı taşıt araçlarının giderleri
Alınan mesleki yayınlar için ödenen giderler
Emekli sandıklarına ödenen aidatlar ve meslek odaları aidatları
Mesleki faaliyetle ilgili olarak sözleşme, ilam ve kanunlara göre ödenen tazminatlar.Her türlü para ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar gider yazılamaz.
Gayri Menkul Sermaye İradı : Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri tarafından elde edilen kira gelirleri gayri menkul sermaye iradıdır.
Arazi ve binaların kiraya verilmesi,
Gayri menkullerin ayrı olarak kiraya verilmesi,
İmtiyaz hakları ve ruhsatların kiraya verilmesi
Telif haklarının kiraya verilmesi
Motorlu araç ve her türlü makinenin kiraya verilmesi
Safi İrat, gayri safi hasılattan iradın sağlanması ve idame ettirilmesi için yapılan giderler indirildikten sonra kalan olumlu farktır.Gayri safi irattan indirilecek giderler :
Kiraya veren tarafından ödenen aydınlatma,su asansör giderleri,
Kiraya verilen malların idaresi için yapılan idare giderleri,
Kiraya verilen mal ve hakla ilgili sigorta giderleri,
Kiraya veren tarafından ödenen vergi resim ve harçlar,
Kiraya verenin yaptığı onarım giderleri,
Kiraya verilen mal ve haklarla ilgili sözleşme ,kanun veya ilama dayanarak ödenen tazminatlar.
Gelecek yıllara ait olup da peşin tahsil edilen kiralar, ilgili bulundukları yılın hasılatı sayılır.
Emsal Kira Bedeli : Kiraya verilen mal ve hakların kira bedelleri emsal kira bedelinden düşük olamaz. Bedelsiz olarak başkalarının yararına bırakılan mal ve hakların kira bedelleri, bu mal ve hakların kirası sayılır.Bina ve arazide emsal kira bedeli, yetkili özel mercilerce veya mahkemelerce takdir veya tespit edilmiş kirası, bu suretle takdir veya tespit edilmiş kira mevcut değilse VUK na göre belirlenen vergi değerinin % 5 idir. Diğer mal ve haklarda emsal kira bedeli, bu mal ve hakların maliyet bedelinin, bu bedel bulunmuyorsa, VUK nun servetlerin değerlendirilmesi hakkındaki hükümlerine göre belli edilen değerinin % 10 udur.Boş olan gayri menkullerin muhafaza amacıyla başkasına bırakılması ve bina sahiplerinin usul, furuu veya kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi halinde emsal kira bedeli uygulanmaz.
Menkul Sermaye İradı : Nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden oluşan sermaye dolayısıyla elde edilen kar payı , faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.Aşağıda yazılı iratlar menkul sermaye iradı sayılır:
Her nevi hisse senetlerinin kar payları,
İştirak hisselerinden doğan kazançlar (Ltd Şt. Ortaklarının, iş ortaklıkları ortaklarının ve komanditerlerin kar payları)
Kurumların Y.K başkan ve üyelerine verilen kar payları
Her nevi tahvil ve H.B. faizleri
Her nevi alacak faizleri (adi, rehinli, senetli alacaklarla, cari hesap alacaklarından doğan faizler
Mevduat faizleri
Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller
Senetlerin iskonto ettirilmesinden elde edilen iskonto faizleri
Özel finans kurumlarınca kar veya zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları,
Repo faizleri
Yukarıda sayılan menkul sermaye iratlarından:Her nevi tahvil ve H.B. faizleri, Her nevi alacak faizleri, Mevduat faizleri,Repo faizler ile MKYF ve gayri menkul yatırım fonları ve ortaklıklarından sağlanan kar payları (Döviz üzerinden hesaplananlar hariç) Maliye Bakanlığınca belirlenecek indirim oranı uygulanır.
Safi İrat : Safi iradın bulunması için menkul sermaye iradından aşağıdaki giderler indirilir.
Depo ve sigorta etme gibi menkul kıymetin muhafaza edilmesi için yapılan giderler,
Faizlerin tahsili için yapılan giderler,
Menkul kıymetler ve bunların iratları için ödenen her türlü vergi, resim ve harç (Gelir vergisi irattan indirilmez.)
Gelire Giren Kazanç ve İratlar
Türkiye de bulunan menkul kıymet boralarında işlem gören ve üç aydan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri ve tam mükellef kurumlara ait olan ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar da menkul sermaye iradı sayılır.
İmtiyaz hakları ve ruhsatlarının elden çıkarılmasından doğan kazançlar
Telif haklarının kanuni mirasçıları dışındakilerin elden çıkarmasından doğan kazançlar,
Ortaklık haklarının ve hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar,
5. Faaliyeti durdurulan bir işletmenin kısmen veya tamamen elden çıkarılmasından doğan kazançlar, Vergilendirilemeyecek Değer Artışı Kazançları :
1 .Ferdi işletmenin sahibinin ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması,
2. Kazancı bilanço esasına göre belirlenen ferdi bir işletmenin bir sermaye şirketine aktifi ve pasifiyle devrolması
3. Kollektif veya adi komandit şirketlerin nevi değiştirerek sermaye şirketi haline dönüşmesi
Değer Artışında Safi Kazanç : Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve sağlanan ayınlarla para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hasılatın ayın ve menfaatle sağlanan kısmı VUK nun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tespit edilir. Maliyet bedelinin mükellefçe belirlenememesi halinde maliyet bedeli yerine; Vuk hükümlerine göre takdir komisyonlarınca takdir edilecek değer, kazancı bilanço veya işletme hesabı esasına göre tespit edilen mükelleflerde ise son bilanço veya envanterde gösterilen değer esas alınır.İşletmeye dahil amortismana tabi iktisadi kıymetin elden çıkarılması halinde maliyet bedeli yerine amortismanlar düşüldükten sonraki net değeri esas alınır.Menkul kıymetlerin elden çıkarılmasında, iktisap bedelinin belirlenememesi halinde VUK nun 266. maddesinde yazılı itibari değer iktisap bedeli olarak kabul edilir.
Arızi Kazançlar : Vergiye tabi arızi kazançlar şunlardır:
Arızi olarak ticari muamelelerin icrasından kaynaklanan kazançlar,
Ticari veya zirai bir işletmenin faaliyeti ile serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi halinde elde edilen kazançlar,
Gayri menkulün tahliyesi veya kiracılık hakkının devrinden doğan tazminatlar,
Arizi olarak yapılan serbest meslek faaliyeti nedeniyle elde edilen hasılat
Gerçek usulde vergiye tabi olan mükelleflerin terk ettikleri işleri ile ilgili olarak sonradan elde ettiği kazançlar
Verginin Tarhı : Gelir vergisi mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh edilir.
Yıllık Beyanname : Muhtelif kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve bu suretle hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesidir.
Muhtasar Beyanname : İşverenler veya vergi tevkifatı yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahları ile birlikte, toplu olarak vergi dairesine bildirilmesidir.
Münferit Beyanname : Dar mükellefiyete tabi olanların yıllık beyanname ile bildirmeye mecbur olmadıkları kazanç ve iratlardan, vergisi tevkif suretiyle alınmamış olanların bildirilmesine mahsustur.Mükellefler, 2. maddede yazılı olan kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bu kanuna göre beyanı gereken gelirlerin toplanması zorunludur.Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar dahi, yıllık beyanname verirler.
Zararların Karlara Takas veya Mahsubu :
Gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından meydana gelen zararlar, diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilir.Bu mahsup sonucunda kapatılmayan zarar kısmı, müteakip yılların gelirlerinden indirilir.Arka arkaya beş yıl içinde mahsup edilemeyen zarar bakiyesi gelecek yıllara devredemez.
Yıllık Beyanname ile Bildirilecek Gelirlerden İndirilebilecek Giderler :
Beyan edilen gelirin % 10 unu ve asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla, mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat, ölüm,kaza,hastalık gibi şahıs sigorta primleri ile bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları.
Genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, il özel idareleri ve belediyelere, köylere ve kamu yararına derneklere, Bakanlar kurulunca vergi muafiyeti tanınan derneklere makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların beyanname ile bildirilen gelirin % 5ine kadar olan kısmı,
Mükellefin kendisine, eşi veya küçük çocuklarının eğitim ve sağlık harcamalarının, Türkiye de gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi kaydıyla beyan edilen gelirin % 5 i,
Matrahtan ve Gelirden İndirilemeyecek Giderler : Gelir vergisi ve diğer şahsi vergiler, vergi ve para cezaları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler Gelir Vergisi matrahından ve gelir unsurundan indirilemez.VUK hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri de vergi matrahından indirilemez.
Yıllık Beyannamenin Verilmesi : Bir takvim yılına ait beyanname izleyen Mart ayının 15 inde verilir. Geliri sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan ibaret olması halinde izleyen yılın Şubat ayının 15. günü akşamına kadar vergi dairesine verilir.
Beyanname Verilmeyecek Gelirler : Aşağıda yazılı gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.
Tam mükellefiyette
gerçek usulde vergilendirilmeyen zirai kazançlar,
Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler,
Vergiye tabi gelir toplamının GV kanununun 103 maddesinde belirtilen ikinci dilimimi aşmaması koşuluyla, Türkiye de tevkifata tabi tutulmuş birden fazla işverenden elde edilmiş ücretle, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları,
Bir takvim yılı içinde elde edilen ve toplamı 600 milyon TL yı aşmayan tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları,
Dar Mükellefiyette, tamamı Türkiye de tevkif suretiyle vergilendirilmiş olan; ücretler, serbest meslek kazançları, menkul ve gayri menkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlar.
Vergi Tevkifatı : Kamu idare ve müesseseleri, İKM , sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, vakıf ve derneklerin iktisadi işletmeleri, kooperatifler, gerçek gelirlerini beyan etmek zorunda olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıda yazılı ödemeleri nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdur.
Hizmet erbabına ödenen ücretler,
Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden,
Birden fazla yıllara sari inşaat ve onarım işleri yapanlara bu işler için yapılan ödemelerden,
Gayri menkul sermaye iradı sayılan ödemelerden,
Vakıf dernek ve kooperatifler ait gayri menkullerin kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden,
Dağıtılıp dağıtılmadığına bakılmaksızın, portföyünün en az % i hisse senetlerinden oluşan MKYF kazançlarından, Risk sermayesi yatırım fonları veya ortaklıkları kazançları ve Gayri menkul yatırım fonları ortaklıklarının kazançları
Devlet tahvili , hazine bonosu faizleri,nama veya hamiline yazılı tahvil faizlerinden
Mevduat faizlerinden,
Repo faizlerinden,
Faizsiz olarak kredi verenler ödenen kar paylarından,
Özel finans kurumlarınca kara veya zarara katılma karşılığında ödenen paylardan,
Çiftçilerden alınan zirai mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemelerden,
Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımı nedeniyle yapılan ödemelerden,
% 25 oranında tevkifat yapılır.
Muhtasar Beyannamenin Verilme Zamanı : 94. madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanlar bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunlardan tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdur. Yıl sonunda tahakkuk ettirilen mevduat faizlerinden kesilen vergilerin bildirimi için bu süre bir ay uzatılır. Çalıştırdıkları hizmet erbabı 10 ve daha az olanlar, yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini, bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek kaydıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirminci günü vermek zorundadırlar.
Münferit Beyannamenin Verilmesi : Dar mükellefiyete tabi olanlardan yıllık beyanname vermeye mecbur olmayanlar:
Gayri menkullerin elden çıkarılmasından doğan diğer kazanç ve iratlarını,
Menkul malların ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazanç ve iratlarını,
Ticari veya zirai işletmenin faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi karşılığında elde ettikleri diğer kazanç ve iratları,
Arizi olarak ticari işlemlerin yapılmasından, arizi olarak serbest meslek faaliyeti dolayısıyla elde edilen kazançlar,
Gerçek usulde vergiye tabi olan mükelleflerin terk ettikleri işleri dolayısıyla sonradan elde ettikleri kazanç ve iratlarını,
Münferit beyanname ile bildirmek zorundadırlar.
Vergini Nispeti : Gelir vergisine tabi gelirler;
5.000.000.000 TL ya kadar % 20, 12.000.000.000 Tl nın 5.000.000.000.TL sı için 1.000.000.000 TL, fazlası % 25,
24.000.000.000 TL nın 12.000.000.000 TL sı için 2.750.000.000 TL fazlası % 30
60.000.000.000 TL nın 24.000.000.000 TL sı için 6.350.000.000 TL fazlası % 35
120.000.000.000 TL nın 60.000.000.000 TL sı için 18.950.000.000 TL fazlası için % 40
120.000.000.000 TL dan fazlasının 120.000.000.000 TL sı için 42.950.000.000 TL fazlası % 45
oranında vergilendirilir. Ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde, yukarıdaki tarifede yer alan vergi oranlarının beş puan indirilmek suretiyle uygulanır.
Verginin Hesaplanması : Yıllık gelir vergisi vergiye tabi gelirlerin yıllık toplamından indirimler düşüldükten sonra nispetler uygulanarak hesaplanır.Ücretlerin vergilendirilmesinde aylık vergi, yıllık vergi 12 ye bölünmek, gündelik vergi aylık verginin 30 a bölünmesiyle bulunur.
Tarh İşlemi : Gelir vergisi mükellefin ikametgahının bulunduğu mahal vergi dairesi tarafından tarh edilir. Küçüklerle kısıtlılarda bunların nam ve hesabına kanuni temsilcilerine tarh edilir. Verginin tevkif suretiyle alınmasında, mikellef adına tevkif yapmaya mecbur olanlar tarhiyata muhatap tutulurlar.
Tarh Zamanı : Gelir Vergisi,Beyanname verilmesi icabeden hallerde, beyannamenin verildiği günde, beyanname posta ile gönderilmişse vergi dairesine geldiği tarihi takip eden yedi gün içinde, tarh edilir.
Verginin Ödenmesi : Şubat ayı içinde verilmesi gereken beyanname ile bildirilen gelir üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi Şubat ve Haziran aylarında,
Mart ayı içinde verilmesi gereken beyanname ile bildirilen gelir üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi Mart ve Temmuz aylarında, olmak üzere iki taksitte ödenir.94. madde gereğince yapılan vergi tevkifatı, vergi kesenler tarafından beyanname verecekleri ayın 26. günü akşamına kadar vergi dairesine yatırılır. Münferit beyanname ile bildirilen kazançların vergisi, beyanname verme süresi içinde vergi dairesine yatırılır.
Geçici Vergi : Ticari kazanç sahipleri(basit usulde vergilendirilenler hariç) ile serbest meslek erbabı cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, bu kanunun ticari ve mesleki kazancın tespitine ilişkin hükümlerine göre (indirimler ve istisnalar ve VUK daki değerlemeler de dikkate alınarak) belirlenen ilgili hesap döneminin üçer aylık kazançları üzerinden tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi öderler. Geçici vergi matrahının hesaplanmasında dönem sonu mal mevcutları kayıtlar üzerinden tespit edilebilir.Hesaplanan geçici vergi, üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın 15 nci günü akşamına kadar vergi dairesine beyan edilir ve aynı günün akşamına kadar ödenir. Aynı dönem içinde tevkif edilmiş olan gelir vergisi, hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Yapılan incelemeler sonucunda, geçmiş dönemler ait geçici verginin % 10 u aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tespiti halinde, eksik beyan edilen bu kısmı için resen veya ikmalen vergi geçici vergi tarh edilir.Mahsup süresi geçtikten sonra, kesinleşen geçici vergiler terkin edilir, ancak gecikme faizi ve cezası tahsil edilir.Bir önceki takvim yılında altışar aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir.Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe iade olunur.
Vergi Tevkifanın Mahsubu : Yıllık beyannamede gösterilen gelire dahil kazanç ve iratlardan bu kanuna göre kesilmiş bulunan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsubu yapılan miktar gelir vergisinden fazla olduğu durumda aradaki fark vergi dairesince mükellefe bildirilir ve mükellefin tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde müracatı halinde kendisine iade olunur.
Ücretlilerde Vergi İndirimi : Gerçek ücretlerin vergilendirilmesinde, mükellefin kendisi, eşi ve çocukları ile ilgili eğitim, sağlık, gıda, giyim ve ikamet edilen konuta ait kira harcamalarının yıllık toplam tutarının;
3.000.000.000. TL ya kadar % 8 i,
ücretlinin ertesi yılda ödeyeceği gelir vergisinden mahsup edilir veya işverenler tarafından kendisine nakden iade edilir. Şu kadar ki, bu harcamaların Türkiye de yapılması ve belgelerle tevsik edilmesi gerekir.